12.05.2017

Nasıl Hatırlanmak İsterdiniz?



Öldüğüm zaman insanlar beni nasıl hatırlasın biliyorum. Ama bunları gerçekleştirmek bazen çok zor. Çünkü hayat planlamadığımız koşulların içinde yol aldığımız bir süreç bazen. Bazen bazı şeyler gerçekten kısmet. Ama bazen değil. Çabamıza bağlı. Kendimize güvenimize, neyi daha çok istediğimize bağlı. Nelerden fedakarlık yapıp, nelerden yapmadığımıza bağlı. Bugün geri kalan hayatımın ilk günü. Biraz hüzünlü biraz "Garip". Tıpkı en sevdiğim edebiyat grubunun adı gibi. Onların anlattığı gibi bir tuhaf gün. Ama düşünüyorum; insanlar beni nasıl hatırlayacak? Nasıl hatırlasın? Biliyorum. Biliyorum da bazen çok zor. Benim hayat yolum, hedeflerim, hayallerim hep zor. Pes etmeye yer yok. Ama ben pes ediyorum bazen en başında. Bugün geri kalan hayatımın ilk günü. Ve ben nasıl hatırlanmak istiyorum?

Blogumu uzun zaman önce hayallerimi gerçekleştirmemde bana rehberlik etmesi için açmıştım. Geriye dönüp baktığımda, ben neleri başardım, hangi hayallerime ulaşabildim görebilmek için... Biraz yol aldım ama istediğim yere çok uzağım. Uzağım ve çok tembelim. Uzağım çünkü zaman hızla geçiyor. Uzağım ama bugün geriye kalan hayatımın ilk günü. İçim bir yaz akşamı gibi ferah ve huzurlu değil. Ama hayallerim var gerçek olmayı bekliyorlar. Çünkü ben nasıl hatırlanmak istediğimi biliyorum. Öldüğümde başarmış olmayı diliyorum, insanların hayatlarına dokunabilmeyi diliyorum. Bir sürü ülkeden bir sürü insanla tanışmayı, insanlara karşı hep kibar olmayı diliyorum. Bir sürü dil bilmeyi ve çok okumayı diliyorum. Dünyayı gezmeyi diliyorum. Yüksek lisans yapmayı diliyorum, kitap yazmayı diliyorum.

İnsanlar, öldüğümde benim için "O başardı, ülke için ve insanlar için çalıştı. İnsanların hayatlarını değiştirdi." desinler istiyorum.  Kimse bilmese de ben bileyim istiyorum. Bugün geriye kalan hayatımın ilk günü. Çok mutlu değilim, ağlamaklı bir hal. Aşık değilim, hiç olmadım. Ama hayatta her şey aşk değil. Biliyorum. Büyüyorum. Biliyorum ama hep de çocuk kalacağım. Onu da biliyorum.

Bugünden sonra ben ben olmak istiyorum. Allah'ın bana birazcık daha kendim olma şansını tanımasını diliyorum. Hayallerimi diliyorum bugün. İyi hatırlanmayı diliyorum.

1.05.2017

Velhâsıl Kelâm

...velhâsıl kelâm artık musmutluyum. Bir masalın sonuymuş gibi değil de her şey yeni başlıyormuş gibi bir mutluluk. Çünkü mutluluğun kendisini dışarda aramaktan vazgeçtim. Hepsi içimde. Hem hep mutlu olmak da bir garip değil mi zaten? Arada hüzünlenince mutluluğun değerini ayrı anlıyor insan.

Aşk her şey değil hayatta. Daha başka şeyler var ondan önce. İnsanlara iyilik yapmak var mesela, edebiyat var, vatan sevgisi var, aile var. Sevgi var; hayvan sevgisi, insan sevgisi... En çok da edebiyat var iyi ki! Dünyayı keşfedecek olmam var mesela bir de. Yıllardır hayalini kurduğum bir takım işler.

16.04.2017

ATA'M


"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." 

ATA'M seni anlayamadılar. Biz seni hatalarının varlığıyla kabul ettik. Biz seni insanlığınla sevdik. İnsan hata da yapar dedik. Zaten sevmek böyle bir şey değil midir; bir insanı hatalarıyla sevmek... Ama bu insan ne yaptıysa samimiyetle tüm vatan için yaptı dedik. İnandık. Bu uğurda tüm inandıklarımızda doğru çıktı. Tarih her şeyi kanıtladı. Her şeyi, tüm yetkileri kendinde toplayabilirdin sen de. Oysa millete verdin tüm yetkileri. Sen milletini kendinden de üstün tuttun. Seni anlayamadılar. Oysa birçok insan vardı senin de arkandan gelecek. Hayır, dedin egemenlik milletindir. Sırf bu yüzden bile izindeyim işte. Akrabalarını başa getirenlere, yatlar, katlar içinde safaa sürenlere, millet çapulcudur, bir tek ben ve benden olanlar doğrudur, akıllıdır diyenlere nazaran senin tek bir sözün var. Yaptıkların var. Belki de bugün son kez adam yerine koyulup seçime gidiyoruz. ATA'M seni anlayamadılar bir tek ona üzülüyorum.

Laiklik fikrini anlayamadılar ki kabul etsinler. Sen değil miydin o güzel dini siyasetin kirli oyunlarından uzak tutmak isteyen.

Bir ideoloji yıkılabilsin ki yerine bir yenisi getirebilsin. İşte bu yüzden seni ayaklar altına almak istemeleri. Yerden yere vurmaları. Bizlere yalnız seni değil, Çanakkale'yi de unutturmak istiyorlar. Yalnız seni değil Seyid Onbaşı'nın inancını da unutturmaya çalışıyorlar. Bu milletin kurtuluşunu unutturmaya çalışıyorlar. Çünkü 100 yıl önce bu millet izin vermedi Avrupa'ya. Türk milletinin yıkılışına izin vermedi. İnsanların göremediği bir oyunun içindeyiz. Ama ben bu millete güveniyorum. Tıpkı Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi savaşa direndi bu millet sonuna kadar. Ama bir şeyleri görünce ülkeyi sonuna kadar savundular. Seni anlayamadılar ATA'M ama inanıyorum eninde sonunda anlayacaklar.

Bu geçici dünyada bir kişi bile kalmasa sana inanan gene de inanmaya devam edeceğim. Çünkü ben kendi doğrularımla varım. Kim ne dersi desin neyin doğru olduğuna inanıyorsam onun izinden gittim hep. Gene de öyle olacak. İnandıklarımla devam edeceğim. Ama gene de en çok seni anlayamamalarına üzülüyorum.

14.04.2017

Zamanla...


Yazmaktan ne zaman uzak kaldım bu kadar ben? Bunca zaman yazmadığım hiç olmuş muydu? Sözcüklerim var oysa söylenmeyi bekleyen. Artık kendimi daha az dinliyor gibiyim. Sebep bu sanırım. Önceden daha çok yazardım. Şimdi kendimi dinlemeye vaktim yok gibi. Zaman yok. Su gibi akıp giderken zamanı yakalayamıyorum. İnsanlar geçiyor etrafımdan, yerler geçiyor. Büyüyorum. En son 19 yaşımda kaldım. Sonrası uçup gitti. Gözlerimi açtığımda yani bugün, 22 olarak buldum kendimi. Kendimi unuttum zamanda. Yazmayı unuttum, kendimi dinlemeyi... Rakamlar artıyor, zaman geçiyor işte. Kim olduğumu buldum, yanıma bu kâr kaldı yalnızca. Kim olduğumu bulunca da unuttum sanırım yazmayı. İnsan kim olduğunu ararken de yazabiliyormuş en çok demek ki. Şimdi yazmıyorum. Sözcüklerim var ama ben yazmıyorum. Zaman hızla akıp gidiyor. Ben tutamıyorum sözcükleri, zamanı, saatleri, insanları, yerleri...

22.03.2017

Halide Ediplerin, Nazımların, Orhan Velilerin Kızı Olmak...


Kafka "Ben edebiyattan ibaretim!" diyor ya, işte beni anlatıyor bu söylediğiyle. Daha başka ne bilirim; okumaktan, yazmaktan, öğretmekten başka işim gücüm olamazmış gibi. Yeni yerler görme, yeni diller öğrenme, dünyayı gezmek de var işin ucunda. Ama işin gücün ne? diye sorsalar cevabım belli; ben edebiyattan ibaretim! En iyi yaptığım şey buyken ve ben yazmaya tutkunken kendimi başka şeyler yaparken hayal edemiyorum. İnsan kim olduğunu bazen kendine bile itiraf edip de anlayamıyor. Ben kimim? diye sorup duruyor da kim olduğunu içten içe hep biliyor. Ben de buyum işte! Kitap kokularında, tozlu raflarda, kelimelerde, paragraflarda kaybolup çok daha eskilerde yaşamak isteyen bir insan. Artık hayalperest değilim! Frida Kahlo'nun da dediği gibi "Ben kendi gerçekliğimi resmediyorum." Edebiyatçı garip kızım ben. Öldüğümde iyi ki yaptım diyeceğim. İyi ki ben hep yazdım. Halide Ediplerin kızı oldum. Onların izinden gittim. Kendi gerçekliğimi yazdım.

18.02.2017

FİLM ÖNERİSİ; Zamanda Aşk


Zamanda yolculuk yapmak her zaman ilgi çekmiş bir olay. Ee haliyle filmlere, kitaplara da sık sık konu oluyor. Zamanda Aşk orijinal adıyla; About Time işte bu olgu üzerine kurulmuş bir film. Tabi ben filmi izlerken o kadar büyülendim ki keşke ama keşke herkes bu şansı elde edebilseydi, herkes zaman yolculuğu yapabilseydi dedim. İngiliz bir ailenin erkekleri 21. yaşlarına geldiklerinde bir aile sırrını öğrenirler. Ailenin erkek üyeleri zamanda geriye gitme şansına sahiptirler. 21. yaş gününde işte bu aile sırrını öğrenen baş karakterimizle başlıyor film. Onun büyüyüşünü, aşık oluşunu izliyoruz. Ama sadece aşk konulu bir film değil. Böyle olmasını daha çok sevdim. Aşktan ziyade hayatı dilediğimiz ve hissederek yaşamamız gerektiğini vurguluyordu film. Aile kavramına ve ailenin önemine de değinmiş. Çok ama çok güzeldi. Duygu yüklüydü. Çok fazla ayrıntı vermek istemiyorum, yalnızca izleyin derim. Tabi ki içinde aşk teması da var, gerçek bir aşkı tarif ettiği için de çok güzeldi. Genel olarak hayatla ilgili ve zaman kavramıyla ilgili insanı düşündürüyor. Film bittiğinde zamanda geri gidemediğim ve yalnızca bir hayata sahip olduğum kafama dank etti. Tek bir yaşama şansımız var ve maalesef geri dönüp bir şeyleri düzeltemiyoruz. Öyleyse neden anın tadına çıkartmayalım? Bir defa yaşayacaksak dilediğimiz gibi neden yaşamayalım? Çünkü bizim ikinci bir şansımız yok. Hiçbir zaman geriye dönüp yapamadıklarımızı geri alamayacağız.

13.02.2017

HAYALLERİNİZİ KÜÇÜMSEYENLER VE ÇALMAK İSTEYENLER ÜZERİNE


Hayallerinizi küçümseyen insanlarla daha önce karşılaştınız mı? Kendilerine gerçekçi diyen, kurduğunuz hayalleri dahi anlamayan şu insanlardan bahsediyorum. Evet, fazlaca hayallere dalmak insana her zaman zarar verir. Ama bir insan hayal kurmadan nasıl yaşayabilir ki? Ben bir şeylere hayal kurmakla başladım. Kendimi hayatta nerede gördüğümü hayal ettim önce. Ne yaparken mutlu olabilirim diye hayal kurdum sık sık. Sonra kendimi buldum, kim olduğumu buldum. Sonra yola koyuldum ve hayallerimi gerçekleştirmeye uğraşıyorum. Yavaş yavaş hayallerimi gerçekleştirmeye devam ettikçe insanların o sözlerine karşı zafer kazanmış gibi hissediyorum. Hayallerin gerçeğe dönüşebileceğini göstermeyi seviyorum. Çünkü her zaman inandım. Yaşamımda da gördüm. Hayallerinizi ne kadar çok isterseniz onlara o kadar ulaşabilirsiniz. Biliyorum, inanıyorum. Bu yüzden size aksini söyleyen insanlardan uzak durun. Kendilerine gerçekçi maskesi takan ve daima hayallerinizi küçümseyen insanlardan uzak durun. Hayatınızdan çıkartın öyle insanları. Siz başardıkça bırakın onlar izlesinler. Sizi olumsuz düşünceleriyle donatmalarına izin vermeyin.

Hayallerinizi çalan insanlar da ikinci gruptaki insanlar bana kalırsa. Ben hayallerim için uğraştıkça karşılaştığım ikinci tip insanlar var. Kurduğunuz hayalleri heyecanla etrafınıza anlattığınızda bazı insanların hayallerinizden çokça esinlendiğini hatta bunları sizden önce gerçekleştirmek için yanıp tutuştuklarını görebilirsiniz. Mümkünse çok yakın olduğunuz insanların haricinde kimseye hayallerinizden ve hedeflerinizden bahsetmeyin. Kendi karakterini ortaya koyamayan, kendine has hayalleri, hedefleri ve kişilikleri olmayan insanlardan mümkün olduğunca uzak durun. Hayallerinizi anlatmayın. Hayatımda çok gördüm böyle insanları. Bırakın hayallerinizi gerçekleştirdikten sonra görsünler kurduğunuz hayalleri, kim olduğunuzu. Hayal hırsızlarını bırakın hayatınızdan çıksınlar.

10.02.2017

YARATICIYI KEŞFETMEK ÜZERİNE BİR FİLM


Konusunu dahi bilmeden rastgele izlemeye başladığım bir filmdi Cennetin Mucizeleri, orijinal ismiyle Miracles from Heaven. 2016 yapımı bir film. Miracles From Heaven: A Little Girl, Her Journey to Heaven, and Her Amazing Story of Healing (Cennetten Gelen Mucize: Küçük Bir Kız, Cennete Yolculuğu ve Muhteşem İyileşme Hikayesi) adlı romandan uyarlanan bir film. Gerçek bir hikayeden uyarlandığını söylemeden edemeyeceğim. Filmi daha büyüleyici hale getiren de işte buydu. Hep diyorum ya insanın karşısına bir şeyler tesadüfen çıkmıyor diye. Öylesine izlemeye başladığım bu film beni çok etkiledi. Hikaye basit bir konu üzerinden ilerliyor. Mutlu bir ailenin küçük kızları bir hastalığa yakalanır. Christy Beam adındaki anne ve hastalığa yakalanan kızı Annabel'in hikayesini izliyoruz. Christy Beam kızının başına gelenleri yazarak bir romana dönüştürür ve film de bu romandan uyarlanır. İnancını kaybetmeye başlayan bir anne ve zorlu bir sınavdan geçen bir aile... 

Aynı Yıldızın Altında tarzında bir film olduğunu düşünmüştüm. Ancak Cennetin Mucizeleri farklı bir yönde ilerliyor. Gerçek hayat ve mucizelerle ilgili bir film arıyorsanız tam size göre. Sonunda ağlamamak için kendimi zor tuttum. Böyle hayatı sorgulamamı sağlayan filmlere bayılıyorum! Bazı insanların gerçekten yaşamın anlamını keşfettiğini düşünüyorum. Kimsenin inanmasına gerek yok siz inanın yeter!

Başrolde ve anne rolünde Jennifer Garner var. Queen Latifah de filmin oyuncularından birisi. Oyunculukları da çok beğendim. Her şey yolundayken hayatınızın bir anda altüst olduğunu düşünün. İnançlı olmaya devam edebilir miydiniz? Ya da daha önce hiç inanmadığınız halde bir gün inancı bulabilir miydiniz? Yaratıcıyı keşfetmek üzerine dram türünde bir yapım. Film bittiğinde bir şeyleri sorgulayacağınıza ve duygulanacağınıza eminim. Çünkü benim filmde bulduklarım tam olarak bunlardı!

7.02.2017

KİM OLDUĞUNU KEŞFETMEK


Kim olduğumuz, dünyaya niçin geldiğimiz gibi sorular sormak hele ki benim gibi çok düşünen bir insansanız sormaktan kaçamayacağınız düşünceler haline geliyor. Büyümeye başladığım günden beri kim olduğum ve ne olmak istediğim sorusu hep vardı. Lisede birkaç öğretmenim yol gösterdi farkında olmadan. Belki düşüncelerimde etkili olduklarının farkında bile değillerdi. Hayranlıkla derslerini dinlediğim İngilizce öğretmenim dünyayı gezen, gezdiği yerlerden bize de bahseden biriydi. Hemcinsim olmamasına rağmen onu idol olarak almıştım lisede. Yazmak benim için vazgeçemeyeceğim, yapmaktan hiç bıkmadığım bir şeydi. Yazmak konusunda hiç düşünmedim çünkü hayatımda hep vardı. Sonra okumak tutkum oldu. Kitaplarla tanıştım. Onu da hiç sorgulamadım. Hayatımın tutkusu oldu resmen okumak. Üniversiteye geldiğimde tekrar bu soruları sormaya başladım. Ben kimdim, ne istiyordum şu hayattan. Kendimi keşfetmem gerekiyordu. Kim olduğumu bilmem. Sanki okumak ve yazmak tamam güzeldi. Ama hayatımda hep olmuştu işte. Sorgulamamıştım ki. Yazmak ve okumak içimden geliyordu. Ama sanki bu yeterli değildi. Sadece okumak ya da yazmak değil başka bir şey daha istiyordum hayatımda. İşte üniversitede tek tutkumun bu olmadığını fark ettim. Yeni yerler görmek, yeni insanlarla tanışmak, fotoğraf çekmek istiyordum. Bir gün gerçek bir gezgin olmayı hayal ediyorum. Bir kere insan kendini keşfedince, hayattan ne istediğini bilince her şey daha da anlamlı gelmeye başlıyor. Hayattan ne istediğimi bulunca 'Ölmeden yapılacaklar listesi' hazırlamaya koyuldum. Ölmeden önce en çok neleri yapmadığım için pişmanlık duyacağımı sorguluyordum çünkü. Listemi henüz tamamlamadım. Biraz zaman alacak gibi gözüküyor. Ama umursamıyorum. Çünkü kim olduğumu biliyorum, hayattan ne istediğimi de. Kim olduğumu keşfettim diyebilirim. Belki uzun zamanımı aldı ama değdi. Zaten henüz tam olarak keşfetmiş de değilim. Her gün kendimizi keşfetmemiz ve kim olduğumuzu bilmemiz için yeni bir fırsat bana kalırsa.

25 OLMADAN YAPILACAKLAR LİSTESİ


Ölmeden önce yapılacaklar listesi hazırladığımı söylemiştim. Henüz blogda paylaşmadım çünkü tamamlamadım. Tam olarak içime sindiğinde ve listeyi hazırlamayı bitirdiğimde paylaşacağım. Ondan önce '25'ten Önce 25' isimli bir etkinlik var belki  siz de görmüşsünüzdür. Böyle listeler hazırlamaya bayılıyorum! 25 yaşına girmeden gerçekleştirmek istenilen 25 madde belirleniyor. Ve bu liste gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Benim oluşturduğum bu liste aynı zamanda 'Ölmeden Önce Yapılacaklar' listemde yer alan maddelerden. Söylediğim gibi henüz diğer maddeleri tam olarak belirlemediğim için blogda yayımlamıyorum. Belki onu 25 yaşıma girdikten sonra da yayımlayabilirim. Etkinlik her ne kadar 25 maddeyi içerse de ben biraz daha fazla madde belirledim. Kendimi sınırlamak istemedim. İşte 25 yaşında olmadan benim gerçekleştirmek istediklerim:


  1. Üniversiteden mezun olmak.
  2. Ehliyetimi almak.
  3. İngilizce öğrenmek.
  4. Yüzmeye profesyonel olarak başlamak.
  5. İrlanda'yı görmek.
  6. Trinity College Kütüphanesi'ni görmek (İrlanda).
  7. Kpss ile atanıp hayal ettiğim o işe kavuşmak.
  8. Bursa'yı görmek.
  9. Profesyonel fotoğraf makinesi almak.
  10. Dostlarımla tatile çıkmak.
  11. Hayal ettiğim kütüphaneye ve odaya sahip olmak.
  12. Gece denize girmek.
  13. "O" kişiyle tanışmak.
  14. Sema ayini izlemek.
  15. Sevdiğim bir ünlünün konserine katılmak.
  16. Konya'da Mevlana'nın Vuslat Töreni'ne katılmak.
  17. Eskişehir'i gezmek.
  18. Blogumu hayal ettiğim İnternet sitesine çevirmek.
  19. Her yıl en az 50 kitap bitirmek.
  20. Bir yaz gecesinde yıldızları seyretmek.
  21. Başka ülkelerden arkadaş edinmeye devam etmek ve onlardan en az biriyle tanışmak.
  22. Dil öğrenmek için bir süre İngiltere'de yaşamak.
  23. Uçağa binmek ve uçakta fotoğraf çekmek.
  24. Kişisel gelişim seminerine katılmak.
  25. Seyahat defteri oluşturmak.
  26. Gittiğim yerlerden magnet toplamak.
  27. Kitap ayracı koleksiyonu yapmaya devam etmek.
  28. Sümele Manastırı'nı görmek.

31.01.2017

KİTAP YORUMU | | Stefan Zweig- Olağanüstü Bir Gece


Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.

Stefan Zweig sanırım gerçekten bilge bir adam. Hayatın sırlarını, insanın derinliklerini çözmüş bir yazar. Kitapları okunduğu zaman kesinlikle insana bir şeyler katabilir. O yüzden diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Şimdiden diğer eserlerini de ekledim okunacaklar listeme. Bu yazarı bırakmak istemiyorum. Beni içine çekti. Olağanüstü Bir Gece, yazara ait benim okuduğum ilk roman. Burjuva sınıfına ait zengin bir adamın yaşamdan aldığı zevkin son bulmasıyla başlıyor hikaye. Hiçbir şeyden zevk alamayan, her istediğini elde etmeye alışmış karakterin içine doğru bir yolculuktu sanki. Onun psikolojisinin derinliklerine şahit oluyoruz. Bir adamın kendini ve mutluluğunu yeniden buluşunun hikayesi. Kendimden bir şeyler buldum. Hayatın amacını sorguladığım şu zamanlarda karşıma tesadüfen çıktığını düşünmüyorum. Sanırım bu hayatta çok az şey tesadüf.

Gayet kısa bir roman. Hikaye de denilebilir bana kalırsa. Toplam 69 sayfaydı. Bir günde bitirdim. Olay örüntüsünün basitliğine rağmen sonunu bitirmek için sabırsızlandım. Karakterin nasıl yaşamdan yeniden zevk almaya başladığını sonuna kadar merak ettim. Kitabın sonunda yazarın vardığı yer çok hoşuma gitti. Kendime ders çıkarttım. Diyorum ya hayatı sorguladığım bu zamanlarda çıktı karşıma diye. Sorduğum bazı sorulara yanıtlar buldum. Ayrıca uzun zamandır kitap okuyamama problemini de yendim bu romanla. Hem ince olması, hem sonunu merak etmem bunda etkili oldu. Okuyamama problemi yaşıyorsanız kesinlikle önereceğim ilk kitaplardan.

Kitabın ilerleyişinde anlamlandıramadığım bir nokta oldu. Yazar, bu olayın yerine farklı bir olayla mesajını verebilirdi diye düşünmedim değil. Kitap mükemmel değildi. Ama naifliği, romantik havası beni içine çekti. İşlediği konuyu da son derece hayatın içinden buldum. Artık o kadar az şeyden mutlu oluyoruz ki; bize sevmenin, küçük şeylerin önemini yeniden hatırlatıyor.

23.01.2017

Kitap Arası; Dizi Molası

friends dizi tumblr ile ilgili görsel sonucu

Bir dizi molası vermeye ne dersiniz? Her yerde duyuyordum, Friends şöyle güzel bir dizi, böyle güzel bir dizi diye. Fazla beğenilen ve popüler olan şeylerden uzak kalma huyum vardır. Fazla popüler olan şeyleri pek sevemiyorum. Sevmeyince de haliyle uzak kalıyorum. Uzun zamandır bir dizi arayışındaydım. Kafama göre bir dizi bulamıyordum. En son izlediğim dizi Big Bang Theory dizisiydi. 5. sezona kadar izledim; ancak daha gerçekçi bir şeyler aramaya başladım. Friends dizisine bir şans vermeye karar verdim. Yalnızca bir bölüm izleyip bırakmayı düşünürken, resmen bırakamadım! Çok ama çok sevdiğim bir dizi halini almaya başladı.

Bir diziye başlayıp son sezonuna kadar izlediğim görülmemiştir. En sevmediğim huyumdur; bir şeyleri sonuna kadar devam ettirememek. Friends dizisini sonuna kadar götürmeyi düşünüyorum. O yüzden boş vakit buldukça sürekli izleyeceğim ki araya zaman girip yarıda bırakmayayım. Adından da anlayacağınız üzere; bir arkadaş grubunun başından geçenlere şahit oluyoruz. Her bölüm farklı bir macera. Ve eski zaman diliminde geçiyor olmasını acayip sevdim. 90'lı yıllara acayip merakım var benim. Her bölüm ne olacak diye merakla bekliyorum. Monica karakterinde kendimden bir şeyler buldum! Benim gibi düzen, temizlik takıntısı olan birisi. Benim için de düzenlik ve temizlik son derece önemlidir. Gerçek hayattan bir şeyler bulabileceğiniz, arkadaşlık, aşk, sevgi, aile üzerine kurulu son derece komik bir dizi. Çok çok sevdim. Dizi New York şehrinde çekiliyor. Olaylar genellikle Monica karakterinin evinde ve Central Perk isimli kafede geçiyor. Kitap okumadığım ve kitap fotoğrafı çekmediğim sürece evde işte bu tatlı diziyi izlemekle meşgulüm. Bu yarı yıl tatilini çok sevdim ben!
'Arkadaşların' toplandığı tatlış kafe:

17.01.2017

Paulo Coelho-Simyacı


Kitap: Simyacı
Orijinal Adı: O Alquimista
Yazar: Paulo Coelho
Çevirmen: Özdemir İnce
Yayıncı: Can Yayınları
Goodreads Puanı: 3.76 (936.111 oy)
Sayfa Sayısı: 186

ARKA KAPAK:

Simyacı, dünyaca ünlü Brezilyalı yazar Paulo Coelho'nun üçüncü romanı. 1996 yılından bu yana Türkiye'de de çok okundu, çok sevildi, çok övüldü bu kitap. Bir büyük Doğu klasiği olan Mevlâna'nın ünlü Mesnevî'sinde yer alan bir küçük öyküden yola çıkarak yazılan bu roman, yüreğinde çocukluğunun çırpınışlarını taşıyan okurlar için bir "klasik" yapıt haline geldi.

Simyacı, İspanya'dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago'nun masalsı yaşamının öyküsü. Ama aynı zamanda bir "nasihatnâme"; "Yazgına nasıl egemen olacaksın? Mutluluğunu nasıl kuracaksın?" gibi sorulara yanıt arayan bir yaşam ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen bu romanın, dünyanın dört bir yanında bunca sevilmesinin gizi, kuşkusuz bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor.

Simyacı'yı okumak, herkes daha uykudayken şafak vakti uyanıp, güneşin doğuşunu izlemeye benziyor.

Paulo Coelho ile daha önce "Elif" kitabı sayesinde tanışmıştım. Onu okuduğumda da aklımda kalmıştı uzunca bir süre. Simyacı da öyle oldu. Paulo Coelho yazarlık yapmadan önce ülkesi Brezilya'da oldukça tanınan bir şarkı sözü yazarıymış. Gazetecilik de yapmış. En sonunda yazarlığa başlamış ve iyi ki de yazıyor!

Sonunu merak ettiğim, okurken bir şeyler öğrendiğim bir kitaptı. Sayfaları hızlı hızlı çevirdim. Kahramanın hazineye ulaşıp ulaşamayacağını merakla bekledim. Ben kitaplarda en çok bu merak duygusunu arıyorum sanırım. Sonunu merak ettiğim müddetçe ya da bana yaşattığı duyguları sevdiğim müddetçe bir kitaba bağlanıyorum, o kitabı okunmaya değer görüyorum.

Simyacı öyle bilindik tarz kitaplardan değil. Zaten Mevlana'nın Mesnevisindeki bir hikayeden esinlenerek yazmış Paulo Coelho. İçinde mistik ögeler fazlaca vardı. Bir çobanın hayatı sorgulaması ve bir hazinenin peşine düşmesiyle başlıyor her şey. Bulunduğu yerden uzaklara gitmeyi göze alan çobanımız çıktığı yolda hayata dair gerçeklerle ve bilgece düşüncelerle karşılaşıyor. Onunla birlikte hayatın anlamını sorguluyoruz. Mısır topraklarına ve çöle yolumuz düşüyor. İspanyadan, Mısır piramitlerine uzanan bir hikaye.

Bu arada Can Yayınları'nı çok seviyorum. Söylemeden edemeyeceğim. Kitap fuarında stantlarını görmeliydiniz cidden. Çok güzel indirimler ve harika kapaklı kitaplar vardı. Önünden ayrılmak istememiştim. Paulo Coelho'nun diğer kitapları da Can Yayınları'ndan çıktı. Şimdi gözümü yazarın Casus isimli kitabına diktim. Onu da merak ediyorum.