13.07.2017

Olmak Ya Da Olmamak İşte Bütün Mesele Bu



Hayal kurmak... Hayal bozmak... Düşlemek ve o düşleri gerçekleştirmeyi istemek...

Bu dünya, hayallerle süregeldi. Küçük düşler kuranlar ve bunları gerçekleştirme cesaretine sahip insanların yaptıklarıyla dolu bu dünya. Herkes hayal kurar, herkes nasıl birisi olmak istediğini hep bilir. Tek fark bazıları bunları gerçekleştirmek için harekete geçer bazılarıysa hayallerinin potansiyellerine doğmadan yok olup gitmelerine izin verir. 

Momentum kanunu iki aşamadan oluşur; ilki düşlemek ve ikincisi harekete geçmektir. Özünde bunu ortaya koyar. Hayal kurmanın mükemmelliğine inanıyoruz. Kafamızın içinde pek çok düşün peşindeyiz. Bazılarını gerçekten gerçekleştirmek istedik bazılarıysa sadece genel geçer şeylerdi. Her ne olursa olsun her düş bir gün gerçekleşme potansiyelini içinde barındırır. Bir düşperest çıkar ve bir hayal kurar. Sonra da şöyle düşünmeye başlar "Evet, bu gerçekleştirilebilir bir şey aslında. Ben bu hayalimi gerçeğim yapmak istiyorum." Sonra insanlar çıkagelir, ona yapamayacağını söyler. Bir kişi, iki kişi sonra üçüncü. Ama cesaret her şeyin başıdır ve pes etmeyenin düşü gerçek olur.

Daha zayıf olmayı, yeni yılda sigarayı bırakacağımızı, dünyayı kurtaracağımızı, yeni bir dili, sınıf birincisi olmayı kaç kere daha düşleyeceğiz? Kaç kere daha gerçek cesareti olanların düşlerimizi yaşamasına şahit olacağız ve biz öylece izlemeye devam edeceğiz? Neden kendimizi ertelemeye devam ediyoruz, yaşam sonsuzmuş gibi?

Lise yıllarında Shakespeare ile tanıştığım dönemde yeni bir sonetini keşfetmiştim. Hani "Var olmak mı yoksa olmamak mı?" diye başlayan olanı. O zaman zevkle okuyordum ama şimdi bakınca çok da anlayamamışım diyorum. Ancak anlayamasam da neden bu kadar çok sevdiğimi anlamaya başlayınca farkettim. İçten içe, bilincim farkındaymış demek ki ne anlattığını. Gerçekten var olmanın hafifliğini anlatıyor o dizeler. Hayalleri, düşleri gerçekleştirmeyi seçtiğimiz sürece biz biziz. Varlığımızı ortaya koyabilmek önemli olan. Hayal edebilmek önemli ama hayal etmenin amacı gerçekleştirilebilir olması. Walt Disney de hayal etti. Mustafa Kemal de. J. K. Rowling de gözlüklü yetim çocuğun hikayesini milyon kez kafasında hayal etti. Ya yazmasaydı? Ya harekete geçmeseydi ve yazmaya başlamasaydı? Bugün Ingiltere'nin en çok kazanan yazarı olur muydu? Düşlemek güzeldir ancak onlar gerçekleştirilmeye başlanırsa bir değer kazanır. Bir gün düşlerimiz için savaşmaya başlamamız dileğiyle.

12.05.2017

Nasıl Hatırlanmak İsterdiniz?



Öldüğüm zaman insanlar beni nasıl hatırlasın biliyorum. Ama bunları gerçekleştirmek bazen çok zor. Çünkü hayat planlamadığımız koşulların içinde yol aldığımız bir süreç bazen. Bazen bazı şeyler gerçekten kısmet. Ama bazen değil. Çabamıza bağlı. Kendimize güvenimize, neyi daha çok istediğimize bağlı. Nelerden fedakarlık yapıp, nelerden yapmadığımıza bağlı. Bugün geri kalan hayatımın ilk günü. Biraz hüzünlü biraz "Garip". Tıpkı en sevdiğim edebiyat grubunun adı gibi. Onların anlattığı gibi bir tuhaf gün. Ama düşünüyorum; insanlar beni nasıl hatırlayacak? Nasıl hatırlasın? Biliyorum. Biliyorum da bazen çok zor. Benim hayat yolum, hedeflerim, hayallerim hep zor. Pes etmeye yer yok. Ama ben pes ediyorum bazen en başında. Bugün geri kalan hayatımın ilk günü. Ve ben nasıl hatırlanmak istiyorum?

Blogumu uzun zaman önce hayallerimi gerçekleştirmemde bana rehberlik etmesi için açmıştım. Geriye dönüp baktığımda, ben neleri başardım, hangi hayallerime ulaşabildim görebilmek için... Biraz yol aldım ama istediğim yere çok uzağım. Uzağım ve çok tembelim. Uzağım çünkü zaman hızla geçiyor. Uzağım ama bugün geriye kalan hayatımın ilk günü. İçim bir yaz akşamı gibi ferah ve huzurlu değil. Ama hayallerim var gerçek olmayı bekliyorlar. Çünkü ben nasıl hatırlanmak istediğimi biliyorum. Öldüğümde başarmış olmayı diliyorum, insanların hayatlarına dokunabilmeyi diliyorum. Bir sürü ülkeden bir sürü insanla tanışmayı, insanlara karşı hep kibar olmayı diliyorum. Bir sürü dil bilmeyi ve çok okumayı diliyorum. Dünyayı gezmeyi diliyorum. Yüksek lisans yapmayı diliyorum, kitap yazmayı diliyorum.

İnsanlar, öldüğümde benim için "O başardı, ülke için ve insanlar için çalıştı. İnsanların hayatlarını değiştirdi." desinler istiyorum.  Kimse bilmese de ben bileyim istiyorum. Bugün geriye kalan hayatımın ilk günü. Çok mutlu değilim, ağlamaklı bir hal. Aşık değilim, hiç olmadım. Ama hayatta her şey aşk değil. Biliyorum. Büyüyorum. Biliyorum ama hep de çocuk kalacağım. Onu da biliyorum.

Bugünden sonra ben ben olmak istiyorum. Allah'ın bana birazcık daha kendim olma şansını tanımasını diliyorum. Hayallerimi diliyorum bugün. İyi hatırlanmayı diliyorum.

1.05.2017

Velhâsıl Kelâm

...velhâsıl kelâm artık musmutluyum. Bir masalın sonuymuş gibi değil de her şey yeni başlıyormuş gibi bir mutluluk. Çünkü mutluluğun kendisini dışarda aramaktan vazgeçtim. Hepsi içimde. Hem hep mutlu olmak da bir garip değil mi zaten? Arada hüzünlenince mutluluğun değerini ayrı anlıyor insan.

Aşk her şey değil hayatta. Daha başka şeyler var ondan önce. İnsanlara iyilik yapmak var mesela, edebiyat var, vatan sevgisi var, aile var. Sevgi var; hayvan sevgisi, insan sevgisi... En çok da edebiyat var iyi ki! Dünyayı keşfedecek olmam var mesela bir de. Yıllardır hayalini kurduğum bir takım işler.

16.04.2017

ATA'M


"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." 

ATA'M seni anlayamadılar. Biz seni hatalarının varlığıyla kabul ettik. Biz seni insanlığınla sevdik. İnsan hata da yapar dedik. Zaten sevmek böyle bir şey değil midir; bir insanı hatalarıyla sevmek... Ama bu insan ne yaptıysa samimiyetle tüm vatan için yaptı dedik. İnandık. Bu uğurda tüm inandıklarımızda doğru çıktı. Tarih her şeyi kanıtladı. Her şeyi, tüm yetkileri kendinde toplayabilirdin sen de. Oysa millete verdin tüm yetkileri. Sen milletini kendinden de üstün tuttun. Seni anlayamadılar. Oysa birçok insan vardı senin de arkandan gelecek. Hayır, dedin egemenlik milletindir. Sırf bu yüzden bile izindeyim işte. Akrabalarını başa getirenlere, yatlar, katlar içinde safaa sürenlere, millet çapulcudur, bir tek ben ve benden olanlar doğrudur, akıllıdır diyenlere nazaran senin tek bir sözün var. Yaptıkların var. Belki de bugün son kez adam yerine koyulup seçime gidiyoruz. ATA'M seni anlayamadılar bir tek ona üzülüyorum.

Laiklik fikrini anlayamadılar ki kabul etsinler. Sen değil miydin o güzel dini siyasetin kirli oyunlarından uzak tutmak isteyen.

Bir ideoloji yıkılabilsin ki yerine bir yenisi getirebilsin. İşte bu yüzden seni ayaklar altına almak istemeleri. Yerden yere vurmaları. Bizlere yalnız seni değil, Çanakkale'yi de unutturmak istiyorlar. Yalnız seni değil Seyid Onbaşı'nın inancını da unutturmaya çalışıyorlar. Bu milletin kurtuluşunu unutturmaya çalışıyorlar. Çünkü 100 yıl önce bu millet izin vermedi Avrupa'ya. Türk milletinin yıkılışına izin vermedi. İnsanların göremediği bir oyunun içindeyiz. Ama ben bu millete güveniyorum. Tıpkı Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi savaşa direndi bu millet sonuna kadar. Ama bir şeyleri görünce ülkeyi sonuna kadar savundular. Seni anlayamadılar ATA'M ama inanıyorum eninde sonunda anlayacaklar.

Bu geçici dünyada bir kişi bile kalmasa sana inanan gene de inanmaya devam edeceğim. Çünkü ben kendi doğrularımla varım. Kim ne dersi desin neyin doğru olduğuna inanıyorsam onun izinden gittim hep. Gene de öyle olacak. İnandıklarımla devam edeceğim. Ama gene de en çok seni anlayamamalarına üzülüyorum.

14.04.2017

Zamanla...


Yazmaktan ne zaman uzak kaldım bu kadar ben? Bunca zaman yazmadığım hiç olmuş muydu? Sözcüklerim var oysa söylenmeyi bekleyen. Artık kendimi daha az dinliyor gibiyim. Sebep bu sanırım. Önceden daha çok yazardım. Şimdi kendimi dinlemeye vaktim yok gibi. Zaman yok. Su gibi akıp giderken zamanı yakalayamıyorum. İnsanlar geçiyor etrafımdan, yerler geçiyor. Büyüyorum. En son 19 yaşımda kaldım. Sonrası uçup gitti. Gözlerimi açtığımda yani bugün, 22 olarak buldum kendimi. Kendimi unuttum zamanda. Yazmayı unuttum, kendimi dinlemeyi... Rakamlar artıyor, zaman geçiyor işte. Kim olduğumu buldum, yanıma bu kâr kaldı yalnızca. Kim olduğumu bulunca da unuttum sanırım yazmayı. İnsan kim olduğunu ararken de yazabiliyormuş en çok demek ki. Şimdi yazmıyorum. Sözcüklerim var ama ben yazmıyorum. Zaman hızla akıp gidiyor. Ben tutamıyorum sözcükleri, zamanı, saatleri, insanları, yerleri...

22.03.2017

Halide Ediplerin, Nazımların, Orhan Velilerin Kızı Olmak...


Kafka "Ben edebiyattan ibaretim!" diyor ya, işte beni anlatıyor bu söylediğiyle. Daha başka ne bilirim; okumaktan, yazmaktan, öğretmekten başka işim gücüm olamazmış gibi. Yeni yerler görme, yeni diller öğrenme, dünyayı gezmek de var işin ucunda. Ama işin gücün ne? diye sorsalar cevabım belli; ben edebiyattan ibaretim! En iyi yaptığım şey buyken ve ben yazmaya tutkunken kendimi başka şeyler yaparken hayal edemiyorum. İnsan kim olduğunu bazen kendine bile itiraf edip de anlayamıyor. Ben kimim? diye sorup duruyor da kim olduğunu içten içe hep biliyor. Ben de buyum işte! Kitap kokularında, tozlu raflarda, kelimelerde, paragraflarda kaybolup çok daha eskilerde yaşamak isteyen bir insan. Artık hayalperest değilim! Frida Kahlo'nun da dediği gibi "Ben kendi gerçekliğimi resmediyorum." Edebiyatçı garip kızım ben. Öldüğümde iyi ki yaptım diyeceğim. İyi ki ben hep yazdım. Halide Ediplerin kızı oldum. Onların izinden gittim. Kendi gerçekliğimi yazdım.

18.02.2017

FİLM ÖNERİSİ; Zamanda Aşk


Zamanda yolculuk yapmak her zaman ilgi çekmiş bir olay. Ee haliyle filmlere, kitaplara da sık sık konu oluyor. Zamanda Aşk orijinal adıyla; About Time işte bu olgu üzerine kurulmuş bir film. Tabi ben filmi izlerken o kadar büyülendim ki keşke ama keşke herkes bu şansı elde edebilseydi, herkes zaman yolculuğu yapabilseydi dedim. İngiliz bir ailenin erkekleri 21. yaşlarına geldiklerinde bir aile sırrını öğrenirler. Ailenin erkek üyeleri zamanda geriye gitme şansına sahiptirler. 21. yaş gününde işte bu aile sırrını öğrenen baş karakterimizle başlıyor film. Onun büyüyüşünü, aşık oluşunu izliyoruz. Ama sadece aşk konulu bir film değil. Böyle olmasını daha çok sevdim. Aşktan ziyade hayatı dilediğimiz ve hissederek yaşamamız gerektiğini vurguluyordu film. Aile kavramına ve ailenin önemine de değinmiş. Çok ama çok güzeldi. Duygu yüklüydü. Çok fazla ayrıntı vermek istemiyorum, yalnızca izleyin derim. Tabi ki içinde aşk teması da var, gerçek bir aşkı tarif ettiği için de çok güzeldi. Genel olarak hayatla ilgili ve zaman kavramıyla ilgili insanı düşündürüyor. Film bittiğinde zamanda geri gidemediğim ve yalnızca bir hayata sahip olduğum kafama dank etti. Tek bir yaşama şansımız var ve maalesef geri dönüp bir şeyleri düzeltemiyoruz. Öyleyse neden anın tadına çıkartmayalım? Bir defa yaşayacaksak dilediğimiz gibi neden yaşamayalım? Çünkü bizim ikinci bir şansımız yok. Hiçbir zaman geriye dönüp yapamadıklarımızı geri alamayacağız.