19.04.2015

Jane Austen


Şüphesiz İngiliz edebiyatı denilince akla gelen ilk isimlerden birisidir Jane Austen. Bu harika kadın yazdığı romanlarla ve hatta kendi hayat hikâyesiyle hayal dünyamıza seslenmeye devam ediyor. Romanları basılmaya devam ediyor, eserleri birçok kez sinemaya uyarlanıyor. Peki Austen kadınların geri planda kaldığı bir yüzyılda nasıl bu kadar başarılı olabiliyor? İşte hayal dünyası çok geniş olan bu kadın yazarın hayat hikâyesi;

Jane Austen 16 Aralık 1775’te dünyaya geldi. O sekiz çocuklu bir ailenin yedinci çocuğuydu. Babası köy papazıydı. Hiçbir zaman geniş imkânlara sahip değildi. Ancak hayal dünyası çok genişti ve sanıyorum bu onun için yeterliydi. Yazmaya 12 yaşında başladı. 1811’de ise ilk romanı Aşk ve Yaşam basıldı. Birçok yazar gibi o da eserlerini kendi adıyla değil “A Lady” takma ismiyle yayınladı. Eğitiminde babası oldukça etkiliydi. Hatta hemcinslerinden farklı olarak eğitim alma şansı olmuştu. İlk olarak Oxford’da yatılı bir eğitim aldıktan sonra birkaç farklı okula devam etti ardından da evde babası tarafından eğitildi. Yazları papaz evinin ahırını bir tiyatroya çeviriyor oyunlar sergiliyordu. Özgür bir ortamda yetişen Jane romanlarında da özgür olan bağımsız kadınları işledi.

Bir gün gittiği bir baloda yirmi yaşındayken Tom Lefroy adında İrlanda’lı bir gençle tanıştı. Bu genç avukatlık okuyordu, bir sulh yargıcı olan amcası tarafından yetiştirilmişti. Jane ve Tom birbirlerine aşık oldular. Fakat amcası bu ilişkiye katiyen izin vermediği gibi yeğininin bu aileyle görüşmesini de yasakladı. Maddi açıdan amcasına bağımlı olan Tom Lefroy onun kurallarına uymak zorundaydı. Bu ilişki Jane Austen’ın kalbinde derin izler bıraktı. Lefroy’da evlendikten sonra ilk kızına Jane ismini verdi ve Jane Austen 1817’de 42 yaşında göğüs kanserinden vefat ettiğinde mezarını ziyaret etti. Bu aşk hikâyesi Austen’ın hayatını anlatan “Becoming Jane” isimli filme de konu oldu. Austen romanlarında hep mutlu sonla biten ilişkilere yer verdi.

Harris Bigg-Wither isimli oldukça varlıklı bir beyefendiden evlilik teklifi aldı. Jane başta bu teklifi kabul etmesine rağmen tam bir gün sonra bu nişanı bozdu. Çünkü o kimsenin sevmeden evlenmemesi gerektiğini düşünüyordu. Bu yüzden hiç evlenmedi ve yaşamını ailesiyle birlikte geçirdi.

Benim bu eşsiz yazarla tanışmam tamamen bir tesadüf eseri oldu. Aşk ve Gurur filmini izledikten ve bu filmin bir romandan uyarlanmış olduğunu öğrendikten hemen sonra kitabı okumaya başladım. Ardından diğer romanları okudum ve uyarlama filmleri izledim. Resmen bu müthiş yazarın hayal gücüne hayran kalmıştım. Özellikle Aşk ve Gurur romanında okuduğum Elizabeth Bennet ve Bay Darcy’nin aşkları unutulacak gibi değildi. Öyle ki Jane Austen romanları başta çok sevdiğim Alacakaranlık kitaplarının yazarı Stephenie Meyer’i olmak üzere birçok yazarı da etkilemişti. Arkasından hayranlar tarafından Austen’ın yarattığı bu dünyaya ek olarak hayran hikayeleri yazılmaya başlandı.  “Pemberley’den Mektuplar” isimli roman da Aşk ve Gurur’un bir devamı olarak bir hayran tarafından yazıldı.

Aşk ve Gurur, Sağduyu ve Duyarlılık, Emma, İkna ve Mansfield Park. Yazdığı tüm bu eserler klasikler arasında yer almayı başardı. Yaşadığı dönemde de çok okunmayı başaran yazar romanlarında genellikle aile, aşk, evlilik, bağımsız kadınları işledi. Hiçbir kadınının sevmeden evlenmemesi gerektiğini, kadınların da bağımsız olabileceklerini bizlere anlattığı için bu kadar sevdik belki de Austen’ı. Bazı romanları da yarım kaldı ya da ölümünden sonra basıldı;  Northanger Abbey (Ölümünden sonra yayınlandı), Persuasion (Ölümünden sonda yayınlandı), Lady Susan, The Watsons (Yarım kaldı),  Sandition.

Ölümünden yıllar sonra bile konuşulan bir yazar, bana göre muhakkak ki okunmaya değerdir. Onun okunmaya devam etmesinin sebebi aradan ne kadar zaman geçerse geçsin güncel olan konuları işlemesinin yanı sıra yazarken ki kullandığı üslup da olabilir bana göre. En ciddi konuları bile sevecen karakterlerinin ağzından mizahi bir dille aktardığı ortada. Zekice kurgularını ve hayal gücünü de es geçmemek gerek tabi! Belki kendime benzerliğinden dolayı da bu kadar seviyorumdur bu yazarı. Okumayı ve yazmayı sevmesi; yaptığı işte bu kadar başarılı olmuş olması… Yüzyıllar öncesinden duygularımıza tercüman olması…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder