15.04.2015

Sabahattin Ali- Kürk Mantolu Madonna


Fazla gündemde olan kitaplara karşı nedense hep bir ön yargım vardır. Bu kitaplardan bir tanesi de "Kürk Mantolu Madonna"ydı. En sonunda yakın bir arkadaşımın da okumalısın demesiyle ödünç aldım ve okumaya başladım. Kitap oldukca ince ancak vaktim olmadığı için iki günde bitirebildim. Bu kitap için söyleyecek çok şeyim var aslında. Hepsini söyleyebilir miyim bilmiyorum.

Evet bir aşk hikayesini anlatıyor. Ama farklı bir aşk, gerçekten de eski bir zamana ait olabilecek kadar karizmatik, hüzünlü. Keşke geçmişte yaşasaydım dedirten türden. Ama tabi telefon olsaydı tüm bu sıkıntılara katlanmak zorunda kalmayacaktı sevgili karakterlerimiz demeden de duramadım. Bu aşkta kadın erkek rolü üstlenmiş, erkek de fazla hassaslığı yüzünden kadın rolünü. Yani anlayacaģınız güçlü kalmak zorunda olan bir kadınla içine kapanık biraz da sessiz bir adamın aşkı. Böyle aşklar da olabiliyormuş demek ki.

Sabahattin Ali karakterlerin iç dünyalarına da oldukça yer vermiş. Raif'in hassaslığı, çekimserliği, insanlardan uzak kalışı, yalnızlığı bana sanatçıların özelliğini hatırlattı. Genelde edebiyatta erkek karakterlerin özellikleridir bunlar. Raif karakteri de resimle uğraşıyor zaten yani o da bir sanatçı. Ama kitabı okurken şunu düşunmeden edemedim; acaba bunlar yazarımızın yani Sabahattin Ali'nin de bir özelliği olabilir mi? O da gerçekte bu kadar yalnız mıydı?

Bir de kafama takılmadı deģil; neden Raif taa Almanya'da aşık oldu. Yani burada da Marie kadar güzel, güçlü tabiri caizse karizmatik bir sevgiliye aşık olamaz mıydı? Sabahattin Ali de pek çok kişi gibi bunun düşüncesinde miydi? Bir kadın olarak buna dikkat etmedim değil. Romanda Raif'in annesi zayıf karakterli biri olarak yansıtılmış. Ablaları eşlerinin peşlerinden giden kadınlar olarak yer almışlar gelecekteki karısı da yalnızca yemek yapan, ev işleriyle uğraşan biri olarak yazılmış. Yani gerçekten bizim kadınlarımız böyle mi? En azından erkeklerin gözünde öyle sanırım.

Kaderin bizi oradan oraya sürüklediği ve bazen bizlerin hayat karşısında hiçbir şey yapamayacağımızı romandan iyice bir kere daha öğrenmiş oldum. Ama yaptığımız müthiş hatalar, zayıf karakterler, çoğu zaman kendi kendimizi bitirişlerimiz... Raif yaşadıkları karşısında daha da güçlü duramaz mıydı? Daha sonra hayatını düzene koyamaz mıydı? Mutlu olmak için uğraşamaz mıydı. En çok bunlar için suçladım onu ve maalesef her güçsüz karakteri sevmediğim gibi onu da sevemedim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder