29.07.2015

Kitap Kurdu Olmak Demek


  • Bir kütüphane dolusu kitaba sahip olmak demektir.
  • Her doğumgününde kitap hediye almak ve buna çılgınlar gibi sevinmek demektir.
  • Üzüntülü olduğun zaman içmek yerine bir kitabı okumak demektir. Zira kitap kurtları bu yüzden içmeye ihtiyaç duymaz; mutluluk kaynakları başkadır.
  • Bir sürü yerde olmak,
  • Bir çok insan tanımak,
  • Tüm duyguları bir kitap boyunca tatmak demektir.
  • Yalnız kalmayı sevmek,
  • Kimseye ihtiyaç duymamak demektir.
  • Parayı harcama konusunda hiç tereddüt yaşamamaktır; bir kitap kurdu eline geçen ilk parayı neye harcayacağını çok iyi bilir.
  • Doğacak çocuklarının oldukça ilginç isimleri olacak,
  • Her konuda fikir sahibi olmak demektir.
  • Bazen bu aşırı sevgi yüzünden alaya alınmak demektir.
  • Miyop olmak demektir.
  • Kitap karakterlerini gerçek hayatta yaşıyormuşcasına benimsemek,
  • Tüm gürültü patırtının ortasında okumayı başarabilmek,
  • Özgür olmak demektir.
  • Kelimelere aşık olmak,
  • Maceradan maceraya savrulmak,
  • Basit aşklar yerine gerçek aşkı aramak demektir.
  • Anlaşılamamak demektir.
  • Her duruma karşı yanında kitap bulundurmak demektir.
  • Mutlu olmak,
  • Başkalarının kaçırdığı şeylere sahip olmak,
  • Biraz çılgın olmak demektir.

24.07.2015

Rüya Hırsızı

Arka kapaktan; 

Kuzey İngiltere'nin hücra tepelerinde yüzlerce yıllık bir sırrı olan güçlü bir klan yaşamaktadır. Bu yaratıklar, ihsan şeklinden duman ve ejderha şekillerine dönüşebilme yeteneğine sahip olan, şekil değiştiren drakonlardır. Bunlar aynı zamanda taşların çıkardığı olağan dışı hoş ve hipnotik sesleri de duymaktadırlar. Ama korktukları bir taş vardır ki... 

Karpat Dağları'nın derinliklerinde, drakonlafı esir alabilme gücüne sahip yegâne taş olarak bilinen efsanevi rüya elması Draumr yatmaktadır. Alfa Klanı'nın kızı olan Bayan Amalia Langford, çocukluğundan beri bu elmasın hiç bitmeyen şarkısını duymakta, ama sahip olduğu ender yeteneğiyle birlikte: Lia geleceği duyabilmektedir, bu sesi de sır olarak saklamaktadır. Duyduğu, elmasın ve drakonların kaderinin aynı zamanda kendisinin gelecekteki sevgilisi de olacak olan Zane adındaki bir insanın ellerinde olduğudur. Usta bir hırsız olan Zane, drakonların elması getirebileceğine inandığı tek insandır. Fakat Lia onun iki dünya arasında sıkışıp kaldığını ya müttefiki, ya da efendisi olacağını bilmektedir. Bir türlü bitmeyen şarkının ve Zane'nin hayalinin harekete geçirdiği Lia, ona katılmak için bütün kuralları çiğnemiştir. Kabilesini korumak adına kaderini birleştirmek zorunda olduğu o adam, Lia'nın geleceğini çalma ve kalbini kırma gücüne sahip olan tek kişidir.


İnternetten kitap sipariş ederken uygun fiyata olduğunu görüp, ee konusu da fena gözükmüyor diye almıştım oysaki Rüya Hırsızı'nı. Sonradan ortaya çıktı ki benim içim son derece kârlı bir alışveriş olmuş.İki günde elimden hiç düşürmeden bitiriverdim. Bayıldım! Yok, yok her ne kadar fantastik eserlerden uzak kalayım desem de bir şekilde yolum böyle kitaplara çıkıyor işte. Gerçekten iyi kurgulanmış bir kitap. Yurt dışında çok satanlar arasında yer almasına rağmen ülkemizde kıyıda köşede kalmış kitaplardan. Ancak gerçek bir fantastik sever için başucu kitabı olacak kadar güzel.

Vampirlerden, kurtadamlardan sıkılanlar ve uzun serilerden bunalanlar için biçilmiş kaptan. İnsan-ejderhalarla maceraya atılıyoruz bu sefer. Tıpkı vampirler gibi ejderhalarda gözümüze pek iyi görünmeye başlıyor. İnsan şeklinde ancak istedikleri zaman ejderhaya dönüşen yaratıklar onları kontrol edebilecek bir taşın peşindeler. Bu taş çok tehlikeli çünkü kötülerin eline geçerse bu insan-ejderhalar için kötü sonuçlar doğurabilir.Bu taşı bulma görevi soylu bir ejderha ailesi tarafından işinde oldukça iyi olan aile dostu hırsıza veriliyor. Ailenin küçük kızı bu macerada onun karşısına çıkacak ve ikili taşı arayacaklar. İkilinin arasında kalp kıran bir aşk peyda olacak çünkü ejderhalar ve insanlar arasında yaşanacak bir aşk hoş karşılanmıyor. Tabi sonra kitabı elinizden bırakamıyorsunuz ve sırf hırsız Zane'e olan hayranlığınızdan dolayı kitabı bir çırpıda bitiriyorsunuz.

Shana Abe tarafından yazılan bu eser çok da popüler olmayan bir yayınevi tarafından basılması sebebiyle böyle gizli kalmış kanımca. Ortaya çılarmak da bize düştü :)

22.07.2015

Uzak Ufuklar


1992 yapımı ve ben henüz doğmamışken çekilmiş kalbimi çalan bir film var size ondan bahsedeceğim. Asıl adı Far and Away. Nicole Kidman ve Tom Cruise ikilisini izliyoruz bundan yirmi üç yıl öncesinde. İlk izlediğimde ben bu filmi nasıl izlememiş olabilirim diye düşündüm. Tıpkı Aşk ve Gurur gibi bin kez daha izlemeyi düşünüyorum. Zamanla replikleri falan da ezberlerim herhalde. O kadar sevdim. Çok iyi bir film, bana güvenin gerçekten iyi.


Bundan çoook eski bir zamanda haksızlığa uğrayan bir genç adam ki bu Tom Cruise oluyor; intikam duygusuyla haksızlığa uğradığı adamın evini yakmaya karar veriyor. Evi yakmayı bir türlü beceremiyor ve yakalanıyor.  Ancak evin kızı babasının baskısından kurtulmak umuduyla çocuğu kurtarıp onun peşinden New York'a kaçıyor. Evin kızı rolünde Nicole Kidman var. Tabi ki kaçmadan yanına birkaç şey almayı ihmal etmiyor; ancak New York' a varır varmaz tüm her şeyi çaldırıyorlar. İşte asıl macera da buradan sonra başlıyor. Kendilerini geçindirmek ve para kazanmak için çeşitli işlere atılmak zorunda kalmaları da cabası. Umdukları gibi hayallerine kavuşabilecekler mi? Ee ondan sonrasını izleyip görün. 


Bana filmi sevdiren şey tabiki aşk hikayesi. Ama yalnız bu değil. Uzak ufukların cazibesi de var. Dünyayı gezme hayallerime cuk oturan bir film. Dünya koskocaman. Bir yere çakılı kalmak da nesi?


Eski yapım filmler bir başka güzel sanki. Daha bana göre. Modern zaman içinde sıkışıp kalmış ruhlara biçilmiş kaftan. Keşke o zamanlarda yaşasaydım diyorum. Pek bu zamanların kızı değilim. Ruhum daha gerilerde; mektupların çok değerli olduğu zamanlarda.


Kendi Başına


İnsan kendi başına kalmayı bilmeli. Sadece kendine güvenip, başkaları olmadan da yaşayabilmeli. Sırf zorunda olduğu için değil de; zevk alarak da yapmalı bazen. Kahvesini alıp bir kitaba dalmalı, yürüyüşe çıkmalı belki de tek başına sinemaya gitmeli. İnsan hayattan uzak kalmak istediğinde kendi başına kalmaya cesaret edebilmeli. Mesela ben yalnız kalıp doyasıya yazmayı seviyorum, yürüyüşe çıkmayı ve bir film açıp izlemeyi, kitap okumayı...

Yanımızdaki insanları ne kadar seversek sevelim yorulduğumuz zamanlarla karşılaşabiliriz. Bazen tek başımıza kalmak zorunda kalabiliriz. Kendi başıma olmayı, geçen yıl üniversiteye başladığımda bir ana kuzusu olarak ilk defa evimden ayrıldğımda öğrendim. Yalnızlığa bodoslama daldım. Kendi başıma olmayı öğrendim. Sonra sırf zorunda olduğum için değil de istediğim için arkadaşlıklar kurdum. Doğrular ve yanlışlar yaptım hepsi bana özgü. Özgürlüğü de tattım böylece. Annemin bana verdiği özgürlüğü bu sefer o olmadan devam ettirdim. Bu daha farklıydı.

Aslında bu konuda söylenebilecek çok şey var çünkü kendi başına olmayı öğrenmek çok değerli. Evet bu da öğrenilebilecek bir şey bana göre diğer pek çok şey gibi. Hayatın anahtarı olan şeylerden biri. Utangaçlığı yenmekle de âlakalı. Çünkü bir araştırmaya göre utangaç insanlar hayatlarının fırsatını sırf bu yüzden kaçırabiliyorlarmış. Zaten hayat kısa. Utangaçlık ya da başka bir sebep uğruna tek başına yola çıkmaktan korkmak çok acı olurdu. Biraz cesaretle kendi başımıza yola çıkıp özgülüğü yaşamak ve gelecek günlerde bir adım daha kendi başımıza kalmayı öğrenme dileğiyle...

20.07.2015

Düğümlere Üfleyen Kadınlar


Gerçek ve hayalin iç içe geçtiği bir roman Düğümlere Üfleyen Kadınlar. Bu yüzden ilk defa bir kitap yorumu yazarken zorlanıyorum. Ece Temelkuran bu romanında kadınları anlatmış. Temelkuran'ın feminist bir tarafı olduğunu her zaman düşünmüşümdür. Kitabı okuma isteğim bu yüzdendir sanırım. Orta Doğu'ya, savaşa, kadınlara açılan bir roman. Felak suresinde yer alan düğümlere üfleyen kadınların şerrinden sana sığınırım ibaresinden yola çıkılmış. "Çünkü bir erkek bir kadının nefesi kadardır" denilmiş. Temelkuran biz kadınlara seslenip kendi değerimizin farkına varmamızı istemiş adeta. Her ne kadar kırılgan ve naif görünsek de güçlü olduğumuzu anlatmak istemiş. Bunu yaparken de sihirle gerçek iç içe geçmiş işte. Beğendiğim diyaloglar, kitapta altını çizdiğim bir ton söz oldu. Sonlara doğru sıkılmadım desem yalan olur. Ancak merakla okumaya devam ettim.

Birbirine geçmiş olaylar ve gizem, yolları kesişen kadınlar var bu romanda. Bir yol romanı esasında. Bu yüzden güzel. Yolları sevmişimdir. Yol demek hep bir kaçışdır, yeniliktir bana göre. Gezi olaylarında yaşananlardan dolayı içeri alınma korkusuyla kendini Orta Doğu'da bulan hikayenin baş anlatıcısı gazetecimiz burada bir otelde üç farklı kadınla denk gelecektir. Kendini ve kim olduklarını bulucak, geçmişi affedeceklerdir. Kalbi kırılmış ve aldatılmış bir kadının arkasına takılıp bu adamdan intikam almak uğruna bir maceraya atılan üç farklı kadın düşünün. Üçünün de farklı yaraları var. Hayatları boyunca güçlü olmak durumunda kalan ve yalnız, yorgun kadınlar. Bu yolda tamir olacaklar. Yaraları sarılacak. 

Romanda öyle olaylar oluyor ki; sahiden bunlar olabilir mi diyorsunuz. Yazarın iddiasına göre öyle, bu roman tamamen gerçek. Ancak romana başlarken şöyle yazıyor; " Hakikati anlat, ama bükerek anlat." Emily Dickinson'dan yapılan bu alıntı romanın gerçek olaylardan esinlenildiğini ancak biraz da hayalgücüne yer bıraktığını söyler gibi. 

Romanda sevdiğim şeylerden bir tanesi; Orta Doğu'da geçmiş olması oldu. Mısır, Libya, Tunus, Lübnan ve daha nice Orta Doğu ülkesine tanıklık ediyoruz; yolumuz çöle düşüyor, deve sırtında seyahat esiyoruz. Oraların kadınları nasıl olurmuş, neler hissederlermiş görüyoruz. Batının sandığının aksine biz Orta Doğu'lu kadınlar aşık olur, sinirlenince her kadın gibi saçlarımızı kestirir, Amy Winehouse dinleyip, içki yudumlayabiliriz. Mutlu olup, dans edebilir, şarkı söyleyebiliriz. 

"Çıkmış seyrediyorduk âlemi, âlemin bizi seyredemediği bir karanlık damda, dev bir bulmacanın siyah karesinde cascavlak saklanmıştık."

"Dilerim ki hayret peşinizi bırakıp sizi ölüme terk etmesin hanımefendi. O zaman kalbiniz hakikaten hiç kıpırdamaz." 

"Olduğunuzdan az olmayın. O vakit bir avcı bulacaktır sizi. Olduğunuz kadar olduğunuzu bilen bir avcının gözü bulur sizi. Ve avlanırsınız."

"Öyle bir küfür edeceğim ki, buradan ta Fizan'a yol alacak, dil bilimciler toplu intihar edecek."

"Anlayacaksınız ki hayat sizin nefesinizde. Başka hiçbir yerde, hiçbir şeyde değil. Hayatı siz kuracaksınız. Nefesinizi üfleyeceksiniz... Hayat... Nefesinizin yettiği kadar."


19.07.2015

Hobbit


1892 yılında doğan İngiliz yazar J.R.R Tolkien çocukken babasını kaybeder. Annesi ve kardeşleriyle birlikte taşındıkları küçük bir yer daha sonraları büyülü hikayelerine ilham olacaktır. Hobbit aslında Yüzüklerin Efendisi'yle başlayan serinin devamı nitelikte. İlk kez Yüzüklerin Efendisi'nde tanık olduğumuz Orta Dünya Hobbit'le birlikte var olmaya devam etti. Ancak Hobbit her ne kadar daha sonra var olsa da bizleri tüm hikayenin en başına götürüyor. Çıkın Çıkmazı'nda kitapları, eşyaları ve bahçesiyle birlikte basit bir yaşam süren Bilbo Baggins yüzüncü yaşını kutlayacağı bir gün geçmişi tekrar hatırlar. Hikayesini basit bir şekilde kendinden sonrakilere aktarırken bulur kendini. İşte hikaye böyle başlıyor. Hayal dünyasında 60 yıl geriye döner. Son derece sakin ve kitaplarla dolu bir yaşamı vardır. Hem de genç olduğu halde hem de aslında son derece maceraperest olduğu halde. Ansızın çıkagelen Gangalf adındaki bir büyücü hayatını sonsuza kadar değiştirecek bir maceranın peşine düşmesine ön ayak olacaktır.

Gandalf genç Bilbo'yu maceraya atılması konusunda ikna ederken bir şey söylüyor; hayat kitaplarda ve eşyalarda değil, dışarıda. Seride pekala fazlaca beylik söz var ancak beni en çok etkileyen bu oldu. Bazen güvenli hayatımızdan sıyrılma fikri etkileyici. Hayat cesurları sever sözü buradan gelmekte sanırım. Kitaplarımı severim ancak dışarı dünyayı da sevmiyor değilim.


Yüzüklerin Efendisi'yle tanışmam çocukluğuma dayanır. O zamanlar hatırlıyorum da hem korku hem de merak içinde izlerdim. Daha sonra, çok daha sonra serinin kitabını okumaya çalışıp bir türlü sonunu getirememiştim. Hala da kitapları okumuş değilim. Fantastik eserleri sinemada izlemeyi daha çok sevdiğimi kabul edeceğim. Zaten hem Yüzüklerin Efendisi hem de Hobbit filmlerinin hepsini izledim. Harry Potter kadar olmasa da bir hayranlığım bu seriye her zaman oldu. Elfleri unutmak ve hayranlık beslememek ne mümkün.

Bazı insanlar kitap yazdıklarında onu sahiden yaşar ve yaşatırlar. Anlattıkları hikayelere kendilerini kaptırırlar; Tolkien de bana göre öyle. Elflere özgü yarattığı kendi dili buna kanıt. Elf dili, sıfatları, tamlamalarıyla bu zeki yazara özgü...

Neden mi yazıyorum bu satırları? Kuzenimle Hobbit izlemeli bir gün geçirdim de ondan. Kendi hayatımdan bir kaç saatte olsa uzak kaldım. Hobbitlere kaptırdım kendimi. Bu küçük insanların bizim dünyamızda da var olmasını isterdim. Sanırım büyülü hikayelerden her ne kadar uzak kalacağım desem de uzak kalamıyorum. Hem izlemeyi hem de okumayı bırakamıyorum. Çocukken aşıktım zaten böyle sihirli hikayelere. Bunun etkisi de var sanırım.

Bir itirazım da yok değil bizim edebiyata. Neden biz böyle sihirli dünyalarda kaybedecek hikayeler yazamıyoruz? Bundan yüz yıl önce böyle hikayelere ev sahipliği yapan milletlerden değiliz? Fantastik edebiyatı neden ciddiye almıyoruz? Ama sanırım cevap basit. Satış kaygısıyla yazılan eserlerle dolu etraf. Yazmak sahiden para kazanmak için yapılabilirmiş gibi. Hem çocuklara seslenemiyoruz ki biz. Onların hayal dünyalarını sahiden önemsemiyoruz biraz da. Çocuk deyip geçiyoruz. Biz zihnimizi özgür bırakamıyoruz azizim. Fantastik edebiyatla ilgili yazarken özenti damgası yemek istemiyoruz mesela. J. K. Rowling Tolkien'den yüz yıl sonra büyücü dünyasına Harry Potter 'la adım atarken hiç etki altında kalmamış gibi. Aman neyse, ben sadece Hobbit'ten bahsedip gidecektim güya!


14.07.2015

Aşkla Bağlı


Orjinal ismiyle Stuck in Love. İzlediğim ve unutamadığım filmlerden. Düşünce dünyamda iz bırakan türden. Bir aile dramı, gençlik yakarışları...

Bir aile, boşanmış anne bana; biri üniversitede okuyan ve yazar aynı zamanda kitaplara düşkün büyük kız, diğeri umutsuz aşık genç bir erkek kardeş, yeniden evlenmiş anne, çocuklarını büyüten yazar baba. Baba yazar ve çocuklarını yazmaya teşvik ediyor; kızı da onun izinde. Ailenin kızını Lily Collins canlandırıyor. Yazar oluşu, kitaplara düşkünlüğüyle kendime benzettim. Ve aşka inanmıyor. Ailesinin parçalanışı onu aşka düşman etmiş, aşık olmaya korkuyor. Logan Lerman da kızımızı gerçek aşka inandıracak olan yakışıklı rolünde. O da kendi ailesiyle ve acısıyla boğuşmakta. Bir aile ve gerçek bir yaşam öyküsü. Sakin ilerleyen bir film. Birkaç kez izleyebilirim. Kendime yakın bulduğum için Lily Collins'in canlandırdığı karakteri ve önceden beri hayran olduğum Logan Lerman karakterini izlemek ayrı bir zevkti benim için. Aşka inanmayan bir kız ve onu inandırmak isteyen bir erkek. İkisinin arasında geçen kitap muhabbetini de kıskanmadım değil.

Ben sevdim. Kendi yaşamıma çok yakın. Bu yüzden de bu kadar sevmiş olabilirim. Zaten artık çoğunlukla kendimden izler bulabileceğim gerçek yaşamları izlemeyi seviyorum. Dram ağırlıklı. Hafif hüzünlü ama mutluluk da vermiyor değil. Mutlu eden bir tarafı var. Sakin bir akşamda izlenebilecek sakin bir film. En sevdiğim filmler listeme de ekledim bile. Diyaloglar güzel.  Yani izlenmeli ve çok popüler olmadığı için bana aitmiş hissi verdi. Bana ait, benden izler taşıyan küçük bir film.


Neden Bir Yaz Gecesi Rüyası?


Bir bloga sahip olmanın en önemli adımı kendinizi ve yazdıklarınızı yansıtacak bir isim bulmaktır. Benim için o kadar da zor olmadı sanırım. Okumayı sevdiğim malum. Lise yıllarımda William Shakespeare eserleriyle tanışmıştım. Deliler gibi Shakespeare hayranıydım; hala da hayranım ya neyse. Hatta İngilizce öğretmenim bu sevgimi bildiği için bana bir tiyatro eserini hediye etmişti Shakespeare'in. Bir Yaz Gecesi Rüyası da işte onun eserlerinden birisinin adı. Yaz mevsimini sevmem hele ki yaz gecelerini sevmem, Shakespeare'i sevmem, bana kitap hediye eden İngilizce öğretmenimi hatırlatması ve her zaman onun yolundan gitme düşüncemle bu isim bloguma cuk diye oturdu. Bana da öyle. Arada bir dipnot geçmek istedim; bilin istedim. Saygılar efendim.


Hayaller&Gerçekler

"Her gün yüzlerce hayal kurarsın hiçbiri gerçek olmaz. Ama bir gün bir gerçek yaşarsın hiçbir hayale sığmaz." 


Ortaokulda seminere gelmiş bir kimse ergenliği anlatırken şöyle bir cümle etmişti; ergenlik hayal kurmaktır, hem de bolca. Ergenliği sonuna kadar yaşamış biri olarak bol bol hayal kurdum. Hayal etmeyi sevdim. Hayal kurmak kim olduğumu bulmama yardım etti beni ben yapan şeyler hayallerimde oluştu. Gerçekte yapamadığım ve ulaşamayacağım şeyler benim oldu. Ancak 20 yaşıma ulaştığım günden beri hayatımdaki toz bulutları kayboldu. Gerçekler beni çepeçevre sardı. Hayal kurmak hayatımda o kadar da yer kaplamamaya başladı. Tek istediğim gerçeklerdi. Hayallerimdeki ben kendini gerçekleştirmek isteyen bir kuş misali uçup gitmek ister gibiydi. Zaten ben de farkettim ki hayaller bana yetmemeye başladı ve gerçekler çok daha büyülüydü. O günden beri yani 20 yaşıma bastığım ilk günlerden beri (Blogumu açtığım zamana tekabül eder) hayatımı daha iyi yapmak için yapıyorum ne yapıyorumsa he tabi bir de kendim olarak sevdiğim ne varsa, gerçekleştirmek istediğim ne varsa onlar için. 

Ve bazen hayat çok tuhaf. Çünkü milyonlarca hayal kurarsın, hayallerde yaşarsın. Ancak yaşadığın bir gerçek seni tuz buz eder. Bu iyi anlamda da kötü anlamda da olabilir. Hadi gelin kabul edelim; kurduğumuz hayalleri gerçekleştirmediğimiz sürece onların hiçbir önemi yoktur. Aksine bir gerçeği yaşamak hayatımızın tüm akışını değiştirir. Büyülüdür ve unutulmazdır. Bunun sebebini de elbet biliyorum. Çünkü hayaller kolaydır; oturursun bir köşeye kurarsın. Gerçeklerse zordur, sık sık monotonun dışına çıkmaz. Bir çıktı mı da geri dönüş yoktur. 

Çevremde hep hayalleri hedefleri olan biri olarak bilindim. Bazen hayalperest olarak da adlandırıldım. Bu yüzden ciddiye alınmadığım da olmadı değil. Ancak o kimseler aslında gerçekperest olduğumu anlayamadılar. Çünkü onları birer hayal yapmaktan kurtarıyorum. Gerçekleştirmek için ve hedefe ulaşmak için uğraşıyorum. Hayatımın geri kalanında da yapacağım gibi. Bu yüzden benim için kıymetliler. 

"Hayat sadece hayalleri olan insanlar için farklı anlama sahiptir." 

"Bir yerde yol ikiye ayrıldı. Ve ben daha az geçilmiş olanını tercih ettim. Tüm farkı yaratan da buydu."

Demem o ki hayalperest ve ütobik olarak adlandırılmış biri olarak hayallerinizi birbir gerçekleştirmeye başladığınızda insanlara iyi birer ders vermiş oluyorsunuz. Ve hayatta en büyük eğlence başkalarının yapamazsın dediklerini yapmak. Hayal kurmaktan korkan insanların esiri olmayın. Dünya hayallerle ve onları gerçek yapmak isteyenlerin etrafında dönmekte.

3.07.2015

İyi Hissetmek, Mutlu Olmak ve Gülümsemek



"Önemli olan yaşadığınız hayatın dışarıdan nasıl göründüğü değil, içeriden nasıl hissettirdiğidir."

"Ve bir gün uyanacaksın, her şey yoluna girmiş olacak."

"İnsanlar güçsüz oldukları için ağlamazlar, çok uzun zamandır güçlü oldukları için ağlarlar."

"Güzel günler sana gelmez, sen onlara yürüyeceksin." -Mevlana

İtiraf edeceğim; şundan altı ay öncesine kadar iyi hissetmek için bir nedenim yoktu. Ancak sonra farkettim ki o kadar fazla nedenim vardı ki. İstediğim bir bölümde okuyordum, okunacak kitaplar, izlenecek filmler, dinlenecek müzikler vardı. Ailem vardı. Her yaz tatil yapma imkanım vardı; çok sevdigim denize bol bol girebiliyordum. Sağlığım yerindeydi. Edebiyata olan tutkum vardı. Özgürdüm. İmkanlarım ve umudum vardı. Gelecekte dünyayı gezme planlarım vardı. Yazar olacaktım; yazmaya tutkundum. Fiziksel görüntümden memnundum. Tüm bunlar benim sahip olduklarımdı ve ben kendime içten içe insanların hayatlarını iyi yapma konusunda yardım edeceğime dair söz verdim. Bu hayatta birileri ya da ailem benim varlığımla mutlu olabilirdi. Ve bu fikir kendimi müthiş hissettirdi. İnancım arttı, bunun için de şükürler olsun. Birilerinin size ihtiyacı olabilir, belki de siz birilerine bir konuda yardımcı olmak için var oldunuz. Yani değerlisiniz. Bir toplumda hep beraber yaşıyoruz. Herkesin ayrı bir görevi var. Herkes tek ve özel. İşte tüm bunları düşündüğümde mutlu hissettim. İnancım arttı. Gülümsedim. İyi insanlar karşıma çıkmaya başladı ve iyi olaylar yaşamaya başladım. Her zaman demişimdir mutluluk bir seçimdir bana göre. Temelinde inanç var. İyilik var. 20 yaşındayım ve ne yapmak istediğimi biliyorum. Kendimi çok seviyorum. Bu hayatımda yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Blogum da bu dönemi simgeliyor gibi. Blogumu ilk olarak oluşturduğumda kendi kendime bazı kararlar almıştım. O yüzden BirYazGecesiRüyası bir blogdan çok daha öte bir şey benim için. Mutlu olmamın, kendimi sevmenin gülümseyip iyi hissetmemin simgesi. Büyümemin ve savaşçı ruhuma bürünmenin...

İnsan hayatta hiçbir zaman yılmamalı ve pes etmemeli. Ne istiyorsa ona sahip olacağına dair inancını kaybetmemeli. Çok uzun zaman boyunca belki de nedensizce kendinizi kötü hissetmişsinizdir. Ya da gerçekten hüzünlü ve sizi kırıp döken bir olay yaşamışsınızdır. Ancak gerçekten her acının da bir sonu var. Acılar son bulur. Beklemediğiniz anda bir şeyler gerçekten iyi şeyler size ulaşır. Dua etmekten ve inancınıza sığınmaktan vazgeçmeyin. İnanın. Önce Allah'a daha sonra da kendinize. Siz özelsiniz. Ve kötü bir zamanda bile gülümsemeyi unutmayın. Çünkü gülümsemek basit bir şey değildir, sihirli bir şeydir. Ardından mutluluk getirir. Daima gülümsemeyi unutmayın. Ve sizi kötü hissettiren insanları hayatınızdan çıkarmaya korkmayın.

Yapmayı sevdiğiniz şeyleri keşfedin. Bir şeylere tutkun olun. Çok fazla düşünmeyin. İnsanların ne düşündüğünü önemsemeyin. Sizi siz yapan şeylerden vazgeçmeyin. Kendiniz olun. Kendinizi tanımaya zaman ayırın. Etrafınızda az ve öz insanlar olsun. Tüm fazlalıkları atın. Güvenilir ilişkiler kurun. Etrafınızda sahte deģil gerçek insanlar olsun. Arkadaşlarınızı aileniz yapın. Onlara aileden birileri gibi davranın. Gerçekten güvenebileceklerinizi yanınıza alın. İnancınıza sarılın.

"Hayat cesurları sever."

"Hiçbir şeyin hiçbir şeye yetmediği yerde; Allah her şeye yeter..."

"Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur.Hayat bu, son dediğin an her şey yeniden can bulur." -Şems

2.07.2015

Tanrıçalar Dönemine Geri Dönüş


Tanrıçalar dönemine geri dönüyoruz. Sihirli hikayelerin yazarı P. C. Cast Tanrıça serisiyle karşınızda. Gece Evi serisinde oluşturduğu vampir dünyasıyla sevdiğimiz yazar şimdi de mitolojik ve masalsı hikayesiyle bizleri kucaklıyor. Gece Evi kitaplarını kızıyla birlikte yazdığını duymuştum. Buna pek özenmiştim ne yalan söyleyeyim. Ancak tanrıça serisini tek başına yazıyormuş. Seri toplam yedi kitaptan oluşuyor. Kitaplar sırasıyla söyle:
  1. Deniz Tanrıçası
  2. Bahar Tanrıçası
  3. Işık Tanrıçası
  4. Gül Tanrıçası
  5. Aşk Tanrıçası
  6. Truva Tanrıçası
  7. Efsane Tanrıçası
Hikaye karakterleri ölümlü ve sıradan insanlardır ancak çeşitli olaylar sonucu kendilerini sihirli ve mitolojik dünyada bulurlar. Dünyada basit birer insanken sihirli ve masalsı dünyada ise birer tanrıça haline gelirler. Serinin genel konusu bu. Ancak her kitapta farklı karakterler, mekanlar ve maceralar var. Bu seride ilk olarak Gül Tanrıçası kitabını okumuştum. Şimdi de Deniz Tanrıçası'nı bitirdim. Deniz Tanrıçası'nı uzun zamandır okumak istiyordum. Küçükken kuzenimle her denize gidişimizde deniz kızı olduğumuzu hayal ederdik. Bu kitabı okumam gerek diye hep düşünüyordum. Ancak Gül Tanrıçası'ndan daha zayıf bir kurguya sahipti. Serinin ilk kitabı olmasından kaynaklanıyor olabilir. Gül Tanrıçası beni daha fazla etki altına almıştı. Mekan tasvirleri daha ayrıntılıydı ve sanki film izliyormuşum hissi uyandırmıştı.  Ancak Denizlerin Tanrıçası olma fikri oldukça büyüleyici. Beni kitabı okumaya iten de buydu. Hoş zaman geçirmek için ve masalsı diyarlarda gezinmek için keyifle okuyabilirsiniz. Masalların yetişkinler ve genç insanlar için yeniden ve farklı bir şekilde kaleme alınmış biçimi. Her zaman masalları sevmiş biri olarak beğendim ben. Tüm seriyi okumayı düşünmüyorum bu iki kitapla yetineceğim. Artık daha gerçekçi hikayelerin cazip gelmesi bunda etken. Gerçekten artık büyüdüm sanırım. 

Fantastik kitapları seviyorsanız önerebileceğim bir kitaplar dizisi. Hatta son zamanlarda yazılanların arasında en iyilerden. Kendi adıma Stephenie Meyer ve büyük hayranı olduğum J. K. Rowling yeni birer fantastik eser ortaya koymadığı müddetçe fantastik roman dönemini kapatıyorum. 

1.07.2015

Fotoğraf Karesi

Hatıraları fotoğraf karesinde saklama fikri ilk kimden çıktı bilemiyorum ancak önünde saygıyla eğiliyorum. Fotoğraf çekmek sihir gibi. Geçmişi şimdide yaşamak gibi bir şey. Ve ben de fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Bu işte çok yeniyim. Ben ki telefonunu bile yanimda gezdirmekten hoşlanmayan biri olarak fotoğraf makinamı her daim yanımda bulundurmaktan hiç gocunmuyorum. Bir anlık bir heves olduğunu düşünmüyorum. Çünkü genelde anlık heveslerim vardır; fotoğraf çekmek bu kategoride değil sanki.

Fotoğraf albümleri, siyah beyaz fotograflar... Kaybettiklerimizin ardından hatıra kırıntıları. Güzel günlerin izleri, hayatın kabuk tutmuş yaraları. Bak şunu çekildiğimiz gun başımıza şu gelmişti, o gün buraya gitmiştik, gülmekten fotoğraf çekilememiştik, ah o zamanlar gençtim demelerimiz. Fotoğraf kareleri geçmiş zamana uzanışlarımız. Ve ben onları son derece değerli buluyorum.

Tercihler ve Yollar


Sürekli değiştim, hobilerim de öyle. Hayatımda değişmeyen tek şey yazmak oldu. Sanki bunun için var olmuşum gibi, dünyaya bunun için gelmişim gibi. Blog yazmaktan, günlük yazmaktan vazgeçememin sebebi de bu sanırım. Bazen öyle oluyor ki saatlerce başından hiç kalkmadan yazabilecekmiş gibi hissediyorum. Mesela edebiyat okumam verdigim en doğru karar. Hatta şu anda hayatımda vermiş olduğum en doğru karar. Hangi bölüm beni daha fazla mutlu ederdi bilemiyorum. Bir zamanlar tiyatroyu seviyordum, sonra keman, yüzmek şimdi de fotoğraf çekmek. Bunların yanında yazmak hep oldu; tabi okumak da öyle. Bunları neden mi yazıyorum? Yapacağimız iş ve tercihler hayatımız boyunca bizimle birlikte gelecek. Tıpkı bir gölge gibi. Üniversite tercihlerinin yapıldığı şu dönemde bazı saçmalıkların son bulmasını istiyorum. Ben şanslı olanlardanım ancak etrafımda bölümünü sevmeyen birçok insan var. Sırf okumak için okuyan bir sürü edebiyat öğrencisi. Özellikle de edebiyat sevmeden nasıl okunur ki? Matematik? İşletme? Ya ekonomi? Hayat tercihlerden ibaret ve kararlarımız için mücadele etme iradesi de bize ait. Mutlu olmak bir tercih. Sizin yolunuz hangisi?