20.07.2015

Düğümlere Üfleyen Kadınlar


Gerçek ve hayalin iç içe geçtiği bir roman Düğümlere Üfleyen Kadınlar. Bu yüzden ilk defa bir kitap yorumu yazarken zorlanıyorum. Ece Temelkuran bu romanında kadınları anlatmış. Temelkuran'ın feminist bir tarafı olduğunu her zaman düşünmüşümdür. Kitabı okuma isteğim bu yüzdendir sanırım. Orta Doğu'ya, savaşa, kadınlara açılan bir roman. Felak suresinde yer alan düğümlere üfleyen kadınların şerrinden sana sığınırım ibaresinden yola çıkılmış. "Çünkü bir erkek bir kadının nefesi kadardır" denilmiş. Temelkuran biz kadınlara seslenip kendi değerimizin farkına varmamızı istemiş adeta. Her ne kadar kırılgan ve naif görünsek de güçlü olduğumuzu anlatmak istemiş. Bunu yaparken de sihirle gerçek iç içe geçmiş işte. Beğendiğim diyaloglar, kitapta altını çizdiğim bir ton söz oldu. Sonlara doğru sıkılmadım desem yalan olur. Ancak merakla okumaya devam ettim.

Birbirine geçmiş olaylar ve gizem, yolları kesişen kadınlar var bu romanda. Bir yol romanı esasında. Bu yüzden güzel. Yolları sevmişimdir. Yol demek hep bir kaçışdır, yeniliktir bana göre. Gezi olaylarında yaşananlardan dolayı içeri alınma korkusuyla kendini Orta Doğu'da bulan hikayenin baş anlatıcısı gazetecimiz burada bir otelde üç farklı kadınla denk gelecektir. Kendini ve kim olduklarını bulucak, geçmişi affedeceklerdir. Kalbi kırılmış ve aldatılmış bir kadının arkasına takılıp bu adamdan intikam almak uğruna bir maceraya atılan üç farklı kadın düşünün. Üçünün de farklı yaraları var. Hayatları boyunca güçlü olmak durumunda kalan ve yalnız, yorgun kadınlar. Bu yolda tamir olacaklar. Yaraları sarılacak. 

Romanda öyle olaylar oluyor ki; sahiden bunlar olabilir mi diyorsunuz. Yazarın iddiasına göre öyle, bu roman tamamen gerçek. Ancak romana başlarken şöyle yazıyor; " Hakikati anlat, ama bükerek anlat." Emily Dickinson'dan yapılan bu alıntı romanın gerçek olaylardan esinlenildiğini ancak biraz da hayalgücüne yer bıraktığını söyler gibi. 

Romanda sevdiğim şeylerden bir tanesi; Orta Doğu'da geçmiş olması oldu. Mısır, Libya, Tunus, Lübnan ve daha nice Orta Doğu ülkesine tanıklık ediyoruz; yolumuz çöle düşüyor, deve sırtında seyahat esiyoruz. Oraların kadınları nasıl olurmuş, neler hissederlermiş görüyoruz. Batının sandığının aksine biz Orta Doğu'lu kadınlar aşık olur, sinirlenince her kadın gibi saçlarımızı kestirir, Amy Winehouse dinleyip, içki yudumlayabiliriz. Mutlu olup, dans edebilir, şarkı söyleyebiliriz. 

"Çıkmış seyrediyorduk âlemi, âlemin bizi seyredemediği bir karanlık damda, dev bir bulmacanın siyah karesinde cascavlak saklanmıştık."

"Dilerim ki hayret peşinizi bırakıp sizi ölüme terk etmesin hanımefendi. O zaman kalbiniz hakikaten hiç kıpırdamaz." 

"Olduğunuzdan az olmayın. O vakit bir avcı bulacaktır sizi. Olduğunuz kadar olduğunuzu bilen bir avcının gözü bulur sizi. Ve avlanırsınız."

"Öyle bir küfür edeceğim ki, buradan ta Fizan'a yol alacak, dil bilimciler toplu intihar edecek."

"Anlayacaksınız ki hayat sizin nefesinizde. Başka hiçbir yerde, hiçbir şeyde değil. Hayatı siz kuracaksınız. Nefesinizi üfleyeceksiniz... Hayat... Nefesinizin yettiği kadar."


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder