19.07.2015

Hobbit


1892 yılında doğan İngiliz yazar J.R.R Tolkien çocukken babasını kaybeder. Annesi ve kardeşleriyle birlikte taşındıkları küçük bir yer daha sonraları büyülü hikayelerine ilham olacaktır. Hobbit aslında Yüzüklerin Efendisi'yle başlayan serinin devamı nitelikte. İlk kez Yüzüklerin Efendisi'nde tanık olduğumuz Orta Dünya Hobbit'le birlikte var olmaya devam etti. Ancak Hobbit her ne kadar daha sonra var olsa da bizleri tüm hikayenin en başına götürüyor. Çıkın Çıkmazı'nda kitapları, eşyaları ve bahçesiyle birlikte basit bir yaşam süren Bilbo Baggins yüzüncü yaşını kutlayacağı bir gün geçmişi tekrar hatırlar. Hikayesini basit bir şekilde kendinden sonrakilere aktarırken bulur kendini. İşte hikaye böyle başlıyor. Hayal dünyasında 60 yıl geriye döner. Son derece sakin ve kitaplarla dolu bir yaşamı vardır. Hem de genç olduğu halde hem de aslında son derece maceraperest olduğu halde. Ansızın çıkagelen Gangalf adındaki bir büyücü hayatını sonsuza kadar değiştirecek bir maceranın peşine düşmesine ön ayak olacaktır.

Gandalf genç Bilbo'yu maceraya atılması konusunda ikna ederken bir şey söylüyor; hayat kitaplarda ve eşyalarda değil, dışarıda. Seride pekala fazlaca beylik söz var ancak beni en çok etkileyen bu oldu. Bazen güvenli hayatımızdan sıyrılma fikri etkileyici. Hayat cesurları sever sözü buradan gelmekte sanırım. Kitaplarımı severim ancak dışarı dünyayı da sevmiyor değilim.


Yüzüklerin Efendisi'yle tanışmam çocukluğuma dayanır. O zamanlar hatırlıyorum da hem korku hem de merak içinde izlerdim. Daha sonra, çok daha sonra serinin kitabını okumaya çalışıp bir türlü sonunu getirememiştim. Hala da kitapları okumuş değilim. Fantastik eserleri sinemada izlemeyi daha çok sevdiğimi kabul edeceğim. Zaten hem Yüzüklerin Efendisi hem de Hobbit filmlerinin hepsini izledim. Harry Potter kadar olmasa da bir hayranlığım bu seriye her zaman oldu. Elfleri unutmak ve hayranlık beslememek ne mümkün.

Bazı insanlar kitap yazdıklarında onu sahiden yaşar ve yaşatırlar. Anlattıkları hikayelere kendilerini kaptırırlar; Tolkien de bana göre öyle. Elflere özgü yarattığı kendi dili buna kanıt. Elf dili, sıfatları, tamlamalarıyla bu zeki yazara özgü...

Neden mi yazıyorum bu satırları? Kuzenimle Hobbit izlemeli bir gün geçirdim de ondan. Kendi hayatımdan bir kaç saatte olsa uzak kaldım. Hobbitlere kaptırdım kendimi. Bu küçük insanların bizim dünyamızda da var olmasını isterdim. Sanırım büyülü hikayelerden her ne kadar uzak kalacağım desem de uzak kalamıyorum. Hem izlemeyi hem de okumayı bırakamıyorum. Çocukken aşıktım zaten böyle sihirli hikayelere. Bunun etkisi de var sanırım.

Bir itirazım da yok değil bizim edebiyata. Neden biz böyle sihirli dünyalarda kaybedecek hikayeler yazamıyoruz? Bundan yüz yıl önce böyle hikayelere ev sahipliği yapan milletlerden değiliz? Fantastik edebiyatı neden ciddiye almıyoruz? Ama sanırım cevap basit. Satış kaygısıyla yazılan eserlerle dolu etraf. Yazmak sahiden para kazanmak için yapılabilirmiş gibi. Hem çocuklara seslenemiyoruz ki biz. Onların hayal dünyalarını sahiden önemsemiyoruz biraz da. Çocuk deyip geçiyoruz. Biz zihnimizi özgür bırakamıyoruz azizim. Fantastik edebiyatla ilgili yazarken özenti damgası yemek istemiyoruz mesela. J. K. Rowling Tolkien'den yüz yıl sonra büyücü dünyasına Harry Potter 'la adım atarken hiç etki altında kalmamış gibi. Aman neyse, ben sadece Hobbit'ten bahsedip gidecektim güya!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder