28.08.2015

Savaşçı Ruh


Hayatınızın en zor zamanlarından birinde farkında olmadan belki de; bir seçim yaparsınız. Hani şu hayatınızın bir daha eskisi gibi olmayacağını hissettiğiniz o zamandan bahsediyorum. Geriye dönüp baktığınızda hayatınızda milat saydığınız o dönemeç. Hatırladınız mı? Heh işte o zaman, mücadele etmeyi seçenlerdenim ben. Mutlu olup, vazgeçmemeyi seçenlerdenim. Kendimi hep ileriye götürmek için uğraşan, en azından uğraşmaya çalışan kişi. Olmak istediğim kişi olmak için mücadele veren, kısacık olan şu hayatta geride iyi şeyler bırakmak isteyen biri. Bir savaşçı. Çünkü böyle olmasını istedim ve pes etmeyi bilmeyen savaşçı bir ruha sahip olmayı. En azından denemeyi seçtim. Mutluluk gibi seçilebilirdi çünkü. O ilk zamanlarda seçmezseniz hep yenik düşeceğiniz bir savaş bu. Zihnin insana açtığı bir savaş. Çöktükten sonra ayağa kalkmak en zoru işte bu.

Hep böyle ruha sahip kadınları örnek almaya çalışıyorum. Güçlü ve savaşçı. Dünyaya meydan okuyan ve az da olsa dünyayı değiştirmeyi başarmış kadınlar. Demi Lovato. Kristen Stewart. Audrey Hepburn. Halide Edip. Frida Kahlo. Annem. Anneannem. En azından onlar gibi kadınlar olmak istiyorum. Savaşçı ruhumu bırakmamak istiyorum; onunla dünyaya meydan okumak. En azından kendi dünyama.

"Sakın vazgeçme. Eğer vazgeçersen hak etmeyen biri kazanacak."

Alacakaranlık


Ne kadar beğeneni kadar beğenmeyeni olsa da, kurgu hatalarına rastlasam da benim en sevdiğim kitap serilerinden biridir Alacakaranlık. İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu Stephenie Meyer gece bir vampir ve bir kızın birbirlerine aşık olduklarını, çimenlerin üzerine uzandıklarını görür rüyasında. Bir gecede karar verip bunu bir hikayeye dönüştürür. Yaklaşık bir ay kadar kısa bir sürede romanını tamamlar. İlk başta yayımlamayı düşünmez; zira yalnızca eğlence olsun diye yazmıştır. Ancak bir yakını yayımlatması için teşvik edince birçok yayınevinin reddetmesine rağmen sonunda kitap yayımlanır. Sonrası mı? Yıllar boyunca kitapları defalarca okuyup, her filmin çıkmasını dört gözle bekledim. En yakın arkadaşım da benim kadar çılgın gibi hayrandı. Dolayısıyla lise boyunca yani tam dört yıl her sene ta ki lise son bulana dek sinema yollarını aşındırdık birlikte.

Bir gün evde oturmuş ne izlesem diye kafa yorarken rastgele gördüm filmi. 2008 falandı. Filmin kitaptan ilk uyarlandığı yıl yani. Filmi izledim; aşık oldum. Tuttum tüm kitapları okudum. Yazarın Alacakaranlık'tan önce yazdığı Göçebe kitabını da dahil olmak üzere her şeyi yaladım yuttum. Edward mı Jacob mı savaşını içimde başlattığım zamanlardı. Hangisini seçeceğimi bilemiyordum. Sonunda kurt adam olmak daha cazip geldi.

Her ne olursa olsun; bana müthiş duygular yaşattığı için, lise yıllarımın müthiş geçmesine sebep olduğu için Stephenie Meyer en sevdiğim başta gelen yazarlardan. Benim için tarzıyla örnek aldığım ve feminem tavrını taktir ettiğim Kristen Stewart'la bu seri sayesinde tanıştım. Robert Pattinson'u saymıyorum bile! :) Harry Potter serisinden hayranı olduğum Emma Watson da ikondur gözümde; bunu da belirteyim :)

Gerçek aşka sahip çıktığı için bile taktire değer; en azından kötülemelerini anlayamıyorum. Vampirlerin ve kurt adamların var olmasında bir sıkıntı yok ama diğer her şey gerçekçi olmalı kimilerine göre. Seri baştan gerçekleri anlatmıyorken; gerçekleri anlatma kaygısında değilken farklı bir esere saygı duymayı kendilerine yediremiyorlar gibi. Aşkın vazgeçilmemesi gerektiğini anlatması, sırf tensel bir şey olmadığına değinmesi gençler için güzel bir örnek. Sırf bu bile başlı başına büyük bir mesajı içeriyor. En azından saçma sapan aşk romanlarından daha iyi. Günümüzde yazılanları görüyoruz. İşte bu yüzden hayranıyız; önümüze ısıtılıp ısıtılıp aynı şeyleri koymalarından bıktık. Edebi olanı ve özgün eserleri arıyoruz!

23.08.2015

Hiççilik


 

Hiççilik modu. Böyle bir isim verdik buna. Kimseye anlatamayacağımız bu ruh halini birbirimizle konuştuk. Bir sır gibiydi ama aslında öyle değildi. Sonra bu ortaklık bizi birbirimize yakın dost kıldı. Muhtemelen bu satırları okuyacak ve kendisinden bahsettiğimi anlayacak dostum.

Hiçbir şey hissetmemek özünde. Ne sevinebilmek ne üzülebilmek. Ne yaşamayı istemek ne ölmeyi istemek. O ruh hali içerisindeyken lotodan para çıksa mutlu olamazsınız. Hiçbir şey yokken ortada gelir oturuverir kalbinizin ve beyninizin üzerine. Hiç olmak istersiniz yalnızca varolmamayı dilersiniz. Zaten adını da böyle uydurduk. Su içmeye gidemezsiniz, hiçbir kıyafet, takı sizi mutlu etmez. Bir ruh rahatsızlığı. İlk başta farkına bile varılmayan kimseyle paylaşmak istemediğiniz bir şey. Hayatımda yaptığım en mantıklı işlerden biri bu değişken ruh halimi benim için değerli olan 'O' arkadaşımla paylaşmak oldu. Sonra paylaştıkça azaldı. Bana destek oldu, ben ona destek olmaya çalıştım. İkimiz de aynı ruh halini yaşıyorduk. Belki de hayat bizi biraraya bu yüzden getirmiştir bilemiyorum. Koyduğumuz isimle dalga geçmeye sonra kendimizle dalga geçmeye başladık. Her şey daha hafifledi. Arkadaşlık bağımız arttı. Bir de baktım bu ruh halini söküp atmışım ruhumdan; tüm mutsuzluklarla birlikte. O moddayken aklıma gelen ve beni bu ruh halinden kurtaran ilk düşünce dünyayı gezme isteğim oldu. Dünyayı görmek ruhuma o kadar işlemiş ki moddan bu hevesim sayesinde çıktım hep. Bir de dua ettim tabi ki bol bol. O arkadaşım da olunca hayat daha hafifledi.

Bunları neden mi yazıyorum; bizimle aynı şeyleri yaşamış bir insan denk gelir de okur diye. Bu basit bir şey değil demek için yazıyorum; bir başkasıyla paylaşın. Ruh sağlığı da en az beden sağlığı kadar önemli. Benimkisi hafif bir ruh haliydi. Tesadüfen farkettim; önüne geçtim. Siz de hemen farkedin de önleminizi alın diye yazıyorum. Elbette kimseyle paylaşmak istemediğim bir şeyi blogda yazmak zor. Ama paylaşmak gerek bence. Hayatta bazen cesur olmak gerek.

Bak Gene Hüzünlendim; Yaz Bitiyor


Kendimi bildim bileli inek bir öğrenci olmama rağmen, yaz tatilinin bitmesini hiçbir zaman istemezdim. Yaz mevsimine bildiğiniz aşığım ben. Bunu biraz da Marmaris'te doğmama bağlıyorum aslında. Marmaris kışın durgun ve sakin, yazın da muhteşemdir. Doğaya aşık biri olarak denizini, havasını saymıyorum bile! Daha sonra 10 yaşıma geldiğimde İstanbul'a taşındık. Ancak her yaz Marmaristeyiz kuzenlerimle falan. Tabi hep beraber olunca da saçmalığın dibine vuruyoruz. Bakmayın öyle sakin sakin kitap-film paylaşımları yaptığıma içimde bir çılgın yatıyor. Hiçkimseye göstermediğim saçma yönüm burada ortaya çıkıyor. Tüm yaz tepişip duruyoruz. Espiriler havada uçuşuyor. Yazları hep mutlu, neşeli ve enerjik oluyorum. Yaz demek aile demek bana göre çünkü; onları herkesten çok seviyorum. Doğa demek, fotoğraf çekmek demek, kitap okumak demek, enerjik olmak demek, yıldızlı geceler, balkon keyfi yapmak, kendini yenilemek demek...

İşte bu yüzden hüzünlendim; yaz bitiyor gene. Bu sene uzattıkça uzatacağız tatili ama. Hazır okullarda geç açılacakken. Gerçi benim okulum Eylül'ün yedisinde açılıyor ama bayramdan sonra dönmeyi düşünüyorum. Hayatı resmen üçe bölünmüş biri var karşınızda; Marmaris, İstanbul, üniversite şehrim arasında mekik dokuyorum. Ancak yakınmıyorum bundan; tek bir yerde durmak bana göre değil. Tek bir şehir hiç! Hunharca dünyayı gezme isteğim de bundan olsa gerek. Yeni yerler, yeni insanlar beni çekiyor. Bir de yaz demek tabiki özgürlük demek. Özgürlüğü de severim herkes gibi. Yazlar hiç bitmese mesela. Hep kalsa benimle. Hüzünlenmesem hiç.

NOT: Fotoğraf bana aittir :)

7.08.2015

Yaz Sıcağına Serin Filmler

Malum sıcakların tavan yaptığı günlerdeyiz. Şansıma tatil yapma imkanım oldu. Tatil yapmıyor olsaydım büyük ihtimalle bol bol film, dizi izlerdim. İşte bu nedenle tatile gitme imkanı bulamayan okurlarım için yaz sıcağına gidecek, kafa yormayan hafif filmler derledim. Benim önerim limonatınızı hazırlayıp, dondurmanızı da yanınıza aldıktan sonra ayaklarınızı uzatıp bu "serin" filmleri izlemeniz. Şimdiden iyi seyirler ve iyi tatiller ! :)

DALGALARA KARŞI


Gerçek bir yaşam öyküsünden ekrana aktarılan filmde sörfe meraklı bir kızın köpek balığı saldırısı sonucu kolunu kaptırmasını konu alıyor. Hayata küsen genç kız sörfe olan tutkusundan da vazgeçer. Ancak daha sonra hayata tekrar dönmek için kendisine nedenler bulacak, küstüğü bu spora sarılacak ve büyük başarılar elde edecektir. Bu başarı öyküsünü izlemek hem üzecek hem de mücadele ruhumuzu yeniden hayata geçirecek türden.

YENİ MEZUN


Edebiyat öğrencisi genç kız sırf kitaplara olan büyük tutkusu yüzünden bu bölümü seçer. Ve dört yılın sonunda okulu birincilikle bitirir. O yaz okulu bitirip eve döndüğünde iş aramaya başlar. Ancak işler istediği gibi gitmeyecektir. Okuldaki en büyük rakibine çalışmayı en çok istediği yayınevindeki işi kaptırınca babasının yanında bavul satmak zorunda kalacaktır. Bu sırada gerçek aşkı bulacaktır.

50 İLK ÖPÜCÜK


Gerçek aşk budur! Hawaii'nin yaz sıcağında ve serinde sularında tatlı bir hikaye. Araba kazası sonucu her gün hafızasını kaybeden bir genç kadının kalbini yeniden her gün kazanmak zorunda kalan bir adamın hikayesi. 

SESİNİ DUYUR


En büyük tutkusu şarkı söylemekti. Başarısıyla bir sanat okuluna kabul edildi. Ancak entrikanın ortasına düşeceğinin ve kalp kırıklığını yaşayacağının, aşık olacağının farkında bile değildi.

AŞK ADASI


Çok şeker bir film. Dünyaca ünlü şarkıcı bir gün ıssız adaya düşer ve kaybolur. Tüm herkes onu aramaktadır. Genç kız çılgınlar gibi hayranı olduğu bu şarkıcıyı tesadüf eseri ıssız bir adada bulur. Ancak bu ada sandıkları kadar ıssız değildir zira tam arkası yaşam alanıdır. Bunu ilk farkeden Amanda Bynes, hayranı olduğu bu adamı etkilemek için uğraş verecek ve elinden geldiğince zaman kazanmaya çalışacaktır. Issız bir adada olmadıklarını saklayacaktır. İşler hiç de istediği gibi gitmez ve kendisi gibi bunu kullacak başka bir genç kız da çıkagelecek, üçü aynı adayı paylaşmak zorunda kalacaktr.  Kızların arasındaki rekabette pek bir eğlenceli. 

İLK AŞK İLK DANS


Bu filmi ne kadar sevdiğim hakkında uzun uzun konuşabilirim. Çok seviyorum, gerçek bir efsane. 1987 yapımı bu filmde barış yanlısı Bebek lakaplı genç kız ailesiyle birlikte aile dostlarının yanında tatil yapacaklardır. Her yaz büyük bir organizasyonla biraraya gelen seçkin aileler tatillerini yaparlar. Babası doktor olan Bebek bu yaz tatilinde fakir bir genç olan dans öğretmenine aşık olacak ve dans etmeyi öğrenecektir. Bu filmin her izleyişimde daha uzun olmasını dilemişimdir. İzleyin, pişman olmayacağınızdan eminim. 


Duvak


Londra sosyetesinde büyüyen, 20'li yaşlarda bir genç kadın olduğunuzu hayal edin. Baloda tanıştığınız size aşık bir doktor tarafından evlenme teklifi aldığınızı ancak onunla evlenmeyi sırf zorunda hissettiğiniz için kabul ettiğinizi. Sevmediğiniz kocanızla Çin'e gittiğinizi, burada sırf ondan intikam almak için evli bir adamla ilişki yaşadığınızı. Kocanızın bunu öğrendiğini düşünün. Sizi kolera salgınından kırılan Çin'in ücra bir köşesine bu konuda araştırma yürütmek amacıyla biraz da sizi cezalandırmak için peşinden sürüklediğini. Ondan biraz daha nefret ettiğinizi düşünün. Sonra hiç de tahmin edemeyeceğiniz duygular yaşadığınızı, kocanız bu küçük köyde insanların hayatını kurtarmak pahasına uğraş verirken ona hayranlık duymaya başladığınızı. Ona aşık olduğunuzu düşünün, geçmişte yaşadığınız hatalardan bir bir pişman olduğunuzu. Ortaya harika bir film çıkardı şüphesiz. Naomi Watts ve Edward Norton da sizi oynasaydı başyapıt bir film olurdu. Öyle de olmuş.

4.08.2015

Kişisel Gelişim Saçmalık Değildir


Bu tarz kitaplar okuyarak yol, yöntem öğrenen biri olarak bu tarzdaki kitapları çoğu kişinin aksine saçmalık ve işe yaramaz olarak görmüyorum. Bilakis faydalı olarak görüyorum. En çok faydalandığım konuysa mutluluk konusu oldu. Gerçek ve uzun vadedeki mutluluğu kazanmanın yöntemleri konusunda son derece faydalı bilgiler edindim. Sizlere de bu konuda önerebileceğim bir sürü kitap var. İlk kişisel gelişim kitabım çoğunun da bildiği Mümin Sekman kitaplarından birisiydi. Osho'nun bu alandaki videoları, Elizabeth Gilbert'ın Ye Dua Et Sev romanı, Nick Vujicic hayat öyküsü, okulumuza seminer için gelen Doğan Cüceloğlu; konuşması ve kitapları bana ilham olanlardan yalnızca bazıları.

Ve kişisel gelişimde belli başlı yöntemler vardır. Bence bu yöntemler odaklanıp uygulanabilirse mutluluk ve istenilen şeyler kazanılabilir. Bunlardan bazıları şunlar gibi (En azından bana kişisel gelişimin kattıkları);
~Şu ana odaklanmak ve şimdide yaşamayı başarmak.
~Kendini hatalarınla ve kusurlarınla kabul etmek.
~Önce kendini sevmeyi öğrenmek.
~Kendini başka insanlarla karşılaştırmamak.
~Seni mutlu eden şeylere odaklanmak. Mesela mutlu eden şarkılar dinlemek, eğlenceli filmler izlemek.
~Sahip olmadıklarımızdan çok sahip olduklarımıza odaklanıp şükür etmek.
~Baktın depresyona sürükleniyorsun bir saatte olsa yürüyüş yapmak, her gün az da olsa dışarı çıkmak.
~Zihnini kendinden uzaklaştıracak şeyler yapmak; mesela kitap okumak, bisiklet sürmek, arladaşlarla muhabbet etmek, gezmek...
~Ertelemeyi ve tembelliği yenmeye çalışmak.
~Gülümsemek.
~Kendinden daha yüce bir güce sığınmak ve dua etmek. 
~Cesur olmaya çalışmak (Osho'ya göre cesaret insanı mutluluğa götürür). 

Ne olursa olsun bence insan kendi hayatı hakkında en azından mutluluk konusunda söz sahibi. Kişisel gelişim de bazı şeyleri teoriye döken bir alan. Tabiki teoriyi gerçek hayata geçirmek kolay bir şey olmasa da yola çıkmadan insan bazı şeyleri öğrenebilir. Yol, yöntem, çözüm  öğrenebilir. Kişisel gelişim de yenilenmek ve değişmek isteyen insanlara ilk başta rehberlik edebilir.


Not: Fotoğraflar bana aittir :)

2.08.2015

Aşka Yolculuk


Çok duygusal ve romantik bir film hakkında birazdan bir şeyler yazacağım. Ama öncesinde aşktan bahsetmeden edemeyeceğim. Bir kere, aşkın ne olduğu konusunda biraz fikrim olmasına rağmen kendimi bu konudan uzak tutmanın ruh sağlığım açısından iyi olacağına karar verdim. Çünkü henüz beni kırıp dökmeyecek ve benim de kırıp dökmeyeceğim birisiyle karşılaşmadım. Filmlerdeki ya da kitaplardaki gibi bir aşk beklemiyorum tabiki. Bu çok saçma olurdu. Ama filmler ve kitaplar bu konuda beni yeterince tatmin ederken aşka yaklaşmadım. Kim bilir belki de gerçekten sevebileceğim birisi çıkar da Aşk ve Gurur filmini sırf Bay Darcy'ye olan hayranlığımdan dolayı 365. kez izlemeyi bırakırım.


Çoook öncelerden izleyip belleğimde birkaç sahnesi kalmış bu filmin. Çok sevmişim demek ki; o kadar çok film izledim ki çok sevdiklerim haricinde pek aklımda kalmazlar çünkü. Ama unutmuşum tabi; gerçi unutmasam kaç yazar biraz önce de söylediğim gibi Aşk ve Gurur'u milyon kere izlemiş birisiyim ben.  Aşka Yolculuk da en az onun kadar romantik. Orjinal ismi Leap Year. Amy Adams başrolde.Anna karakteri erkek arkadaşına evlenme teklif etmek ister. O kadar gözü pek. Bunun için de kadınların erkeklere teklif edebildiği bir yere doğru yolculuk eder. Ancak hiçbir şey istediği gibi gitmez. Ona yardım edecek bir araba kiralar. Arabanın sahibi de ona yardım amacıyla değil de son derece gerçek bir amaç uğruna yani kazanacağı para için kadına yardım eder. Yolu son derece izbe yerlere rastlar, bavulunu çaldırır işte sonra kalbini çaldırır. İlk başta nefret ettiğimiz insanlara daha sonra aşık olma ihtimalimiz de oluyormuş demek ki. Ayrıca eğer esas adam esas kıza sırf güzel olduğu için yardım etmeyi kabul etseydi bu kadar beğenmezdim filmi. Kıza şoförlük yapıp parasını alma derdindeydi oysa; hatta sıcacık evinden ayrılıp bir deli kadının peşine takılmak hiç de cazip gelmemişti başlarda. Bir kadının erkek arkadaşına evlenme teklif ettiği nerde görülmüş?

Ufak bir aşk üçgeni çıkıyor karşımıza. Anna erkek arkadaşına duyduğu aşkı sorgulamaya başlıyor. Sanki ona duyduğu hisler gerçek değil. Erkek arkadaşı resmen onu bu evlenme teklifine sürüklüyor. O kadar umarsız ki gıcık oldum. E tabi Anna da gerçekten aşk sandığı şeyi gerçek bir duygu hissedince farkedebiliyor.


Film boyunca güzel manzaralara da şahit oluyoruz. Bir yol hikayesi daha. Al işte gene karşıma çıktı mı bir yol filmi? Yok yok illa atacağım kendimi yollara ondan sonra huzur bulacağım sanırım.

Güzel manzaralar eşliğinde gerçek bir aşk hikayesi izlemek gibisi yoktur. Keyifle izlemeniz dileğiyle...