22.10.2015

Günlük Yazmak


On yaşında annemin bana aldığı mavi çiçekli bir defter hatırlıyorum. Kendisine de aynı defterin sarı renginden almıştı. Onlara günlük yazacağımızı söyledi. Tabi o zamanlar günlük yazmanın ne demek olduğunu bilmiyorum ve sayfaları 'sabah kalktım, okula gittim, yemek yedim'lerle dolduruyorum. Üst katta oturan ev sahibimizin kızı öğretmişti sonra bana adam akıllı günlük yazmak nasıl olur diye. İşte o yıllardan beri günlük yazarım.

Çoğunlukla bir deftere başlar, ardından yarım bırakarak bir diğerine geçerim; belki bir ay günlüğüme elimi sürmem ama ben hep bilirim ki o bir yerlerde beni bekler. Zaten ben de ne kadar günlüklerime karşı vefasız ve vurdumduymaz olsam da yazmaya yeniden başlarım. Yeniden, yeniden ve yeniden yazarım. Bir çok böyle günlük biriktirmişliğim var. Dost biriktirmeyi, kitap ayracı biriktirmeyi sevdiğim gibi günlük biriktirmeyi de severim çünkü. Beynimin bana ihanet ettiği zamanlarda neler yaşadığımı hatırlamak isterim zira. Ama en çok nasıl değiştiğimi, ileriye gittiğimi görebilmek için yazıyorum. Hedeflerimi, hayallerimi, umutlarımı bir bir sıralıyorum. Aslında hayallerimi döküyorum defterlere. Bir garip hayaller defteri ortaya koymuş oluyorum. Zaten insan hayalleri olmadan yaşayabilir mi?

Mesela insanları gizlice dinlemeyi hoş karşılamam ama bir insanın günlüğünü okumaya karşı aşırı bir merak duyarım. Evet, itiraf ediyorum bir keresinde annemin günlüğünü okumaya kalkışmıştım. Düşüncelerimi ifade etmekten korkmam ama günlüğümün okunmasını asla istemem. Sanki bir sırrın ötesinde mahremiyeti taşır günlükler bana göre. İnsan ruhunun en derininden bir yük yüklenirler. Sırf gerçek anlamdaki sırlarımızı yazmasak bile kimseye söyleyemediğimiz duygularımızı, zaaflarımızı ortaya dökeriz her zaman.

Bir de günlük yazarken, saçmalamayı seviyorum. Tamamen kendim oluyorum. Bazen kenara, köşeye bir resim çiziktiriyorum. Günlen suratlar koyuyorum, kalpler çiziyorum, gözyaşı izlerimi bırakıyorum, listeler oluşturuyorum... Benden başka kimsecikler okumuyor ya istediğim gibi ben olabiliyorum işte. Tüm mutsuzlukların içinde bir mutluluk kaynağım daha böylece ortaya çıkıveriyor. İnsanlar hayal kurmadan yaşayamıyor, ben hem hayal kurmadan hem de günlük yazmadan duramıyorum.

5.10.2015

Yazmaya Dönmek


Uzun bir süre blogda yoktum; malum. Geçerli bir sebebim yok. Yalnızca bloga yazmaya devam etmek ya da etmemek konusunda kararsızdım. Ama en sonunda anladım ki; yazmaktan vazgeçemeyeceğim. Yapmayı sevdiğim bir şeyi bırakmak ve beni mutlu eden bir şeyi terk etmek çok zor. Sonuç olarak; geri döndüm! Yalnızca kısa bir ara verdim, hayatımla ilgili düşündüm ve kendimle ilgili ne istediğime dair bu yaz uzun uzun kafa yordum. Bir sebebi yok dedim; ama sanırım bu da bir sebep. Hayatıma düzene koyma aşamasında ve kendimi tanıma aşamasında uzaklaşmak istedim. Bu yaz esasında birçok şeyden uzak, kendime yakın kaldım. Ve yapmak istediğim şeyler arasında kesinlikle bloga devam etmek olduğuna karar verdim. Gerçekten ama gerçekten beni mutlu eden bir şeye son vermek istemedim. Zaten ben hep yazmaya geri dönüyorum. Sebepsizce beni kendine çeken bir şey. Bloga kendi hayatımla ilgili pek fazla şey yazmıyorum; çünkü amacım bir günlük oluşturmaktan ziyade, okuduklarım ve izlediklerimle bir şeyler yazmak, deneme oluşturmaktı zaten en başından. Hayatımla ilgili bir şeyler karalamayı günlüğüme bırakıyorum. Gerçek sayfalara bir şeyler yazmak beni daha fazla mutlu eden bir şey. 

Yaz bitti ve sonbahar başladı.Yeni başlangıçların zamanı. Hayatın bize sunduğu yegane yeniliklerin gerçekleşebileceği zamanlardayız. Hayatımızı değiştirmek için hala bir fırsatımız var. Yazın bitmesine hüzünlensem de; bu ayları da sevmiyor değilim :) Yaptığım kitap yorumlarıyla, dinlediğim müziklerle, izlediğim film ve dizilerle kafanızı ağrıtmaya devam edeceğim sanırım. Çok iyi bir sene geçirmemiz dileğiyle...