1.12.2015

Milena'ya Mektuplar-Franz Kafka


Dönüşüm romanını okuduğum ve etkilendiğim günden beri Milena'ya Mektuplar'ı merak ediyordum. Ancak Dönüşüm'den sonra Dava romanını okumuş biri olarak bile bu kitaptan aradığımı bulamadım. Büyük umutlarla başladığım Milena'ya Mektuplar beni hayal kırıklığına uğrattı. Sanırım ilk defa olumsuz bir kitap yorumu yapıyorum. Oysa ister miydim böyle olmasını? Ne umutlarla okumaya başlamıştım Milena'ya Mektuplar'ı.

Franz Kafka'nın bu eseri sevgilisi Milena'ya yazdığı mektuplar dizininden oluşuyor. Kitabı okurken aynı zamanda Kafka'nın hayatına ilişkin bilgiler de ediniyoruz. Mesela mektupların yazıldığı dönemde Kafka son derece hasta. Hayatının geçtiği yerleri, tanıdığı insanları mesela en yakın arkadaşına dair bilgileri ediniyoruz. Evet, bu anlamda son derece bilgilendirici bir roman bakıldığında. Ama aradığım şey duyguydu benim. Milena'ya olan aşkını gerçekten hissedeceğimi umuyordum. Ancak bunu hissedemediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. İlişkileri iş mektuplarının yazılmasıyla başlıyor. Franz Kafka eserlerinin çevirilerini yapması amacıyla Milena'ya ulaşıyor. Milena bir çevirmen. Ve böylece mektuplaşmalar başlıyor ikilinin arasında. Zamanla ikilinin iş ilişkisi önce arkadaşlığa arkasından da aşka dönüşüyor. Aralarında gizli bir aşk ilişkisi de var. Kafka'nın mektuplaşmalar sırasında bir sevgilisi var ve Milena da evli bir kadın. Benim anlamadığımsa Milena'nın aynı zamanda kendi kocasına duyduğu aşktan da bahsetmesi. Yani bir insan iki kişiyi aynı zamanda sevebilir mi? Ve Kafka eğer gerçek bir aşka sahipse bunu nasıl hoş karşılayabilir?


Kafka ve Milena sanki aynı kişi gibiler. Sanki ikisi de melankolik. İkisi de aynı zamanda hasta. İkisi de iyileşme çabasında değiller. İkisi de kendi hayatlarının önemsizliğinden bahsediyor. Milena Kafka'nın kadın versiyonu gibi bana kalırsa. Belki de Milena o yüzden sevmiştir onu, kendisini anlayabildiği için. Kocasının veremediği anlayışı onda bulduğu kesin. Buna rağmen çok az buluşuyorlar, ilişkileri mektuplaşmalar üzerine kurulu. Sanki mutluluğu bile tam anlamıyla istemiyorlar gibi. Sadece hayalini kuruyorlar. Çünkü Kafka birçok kez Milena'ya yanına Prag'a gelmemesi için yalvarıyor adeta. Tuhaf bir ilişki. Sevdim. Ama Sevemedim. İyi birer arkadaş ama kötü aşıklar diye adlandıracağım sanırım bu ikiliyi. Bir de aklıma kazınan bir kaç alıntıyı sevdim. Kitaptan geriye etkilendiğim birkaç alıntı kaldı. Zaten okumadan daha, alıntılara kapılıp çok seveceğimi düşünmemiş miydim kitabı?

Bilmiyorum, sanırım hayal kırıklığına uğramamın şaşkınlığını yaşıyorum. Söyleyecek daha fazla şeyim olmasını isterdim. Hakkında daha fazla şey söylemek, uzun bir yazıyla karşınızda olmak isterdim mesela. Ama bir ısınamadım. Benim kitabım olamadı Milena'ya Mektuplar. Belki sizin kitabınızdır, bunu bilemem.

"İşte bu, ormanı durmadan tehdit eden fırtınaydı ama biz yine de iyiydik. Başka türlüsü mümkün olmadığına göre, onun tehditleri altında yaşamayı sürdürelim."

"Ben de olasılıkları ayrıntılı bir biçimde düşünmeye son derece karşıyım insan daha bugünden kendini geleceğin savaş alanı haline getiriyor, o delik deşik zemin geleceğin evini nasıl taşıyacak ki?"

"Mektubu bir kez zarfından çıkarıyorum, işte burada yer var: Ne olur bana bir kez daha bir kez olsun "sen" de." 

"Şüphesiz salı mektubunun da sivri bir yanı var ve bedenin ortasını delip geçiyor, ama ona sen yol gösteriyorsun ve senin neyine katlanılmaz ki?"