29.12.2016

Yeni Yıla Günler Kala


Bugün okullar tatil edildi. Şehrimde her yer kar. Oda arkadaşım da uyuyor. Tam bir dinginlik çökmüş durumda hayatıma. Bu kadar yorgunluğun üzerine çok iyi geldi bu kar tatili. Yerlerde yarım metre kar var. Ve ben çok mutluyum. Hava apaydınlık. Yeni kararlar alıyorum. Kararlarımı tekrar bozuyorum. Sakin bir güne uyandım. Ama içim kıpır kıpır. Yeni ve çok güzel şeylerin beni beklediğini hissediyorum. Formasyon eğitimim bitti. Öğretmen olmama beş ay kaldı. Okulumun bitmesine de. Ömür boyu ögretmen olmak istediğimden emin değilim. İstediğimin bu olduğunu düşünmüyorum. Staj yaparken bu işi seveceğimi ama ömür boyu sürdüremeyeceğimi anladım. En azından beş yıl kadar yaparım sanırım. Daha sonrasında ise o hayal ettiğim işe kavuşacağım. Biliyorum.

Bu dönem sınavlarını da verdikten sonra ikinci dönem çok boş vaktim var. Ve ben bu boş vaktimi İngilizce öğrenerek ve yüzmeye giderek doldurmayı düşünüyorum. İngilizce için de şimdiden başladım sayılır. Meğerse insanın hep ertelediği bir hayaline kavuşması ne güzel şeymiş! Artık, okuldaki sınıfımdan bir arkadaşımın İngilizce grubuna dahilim. Şimdiden bir Hindistanlı bir Endonezyalı ve bir de Pakistanlı arkadaşım oldu. Ben onları ülkeme davet ettim onlar da beni ülkelerine davet ettiler. Her gün İngilizce pratik yapıyoruz. Ve ben bunu çok uzun zamandır istiyordum. Hep başka ülkelerden insanlarla tanışmayı hayal etmişimdir. Bir şeyi çok isteyince bence Allah kişinin karşısına çıkartıyor.

Olumlama cümlelerini dinlemeye devam ediyorum. Yeni yıla girmeden bir defter aldım ve onu ajanda olarak kullanacağım. Zinciri Kırma etkinliğine dahil oldum ben de. O nedir derseniz; Youtube'a  girip aratabilirsiniz, ama ben de kısaca anlatayım. Bir hedefini belirliyorsun ve gerçekleştirmek için her gün 10 dakika hayatında uyguluyorsun. Bunu her gün yaparak takvimde üzerini çiziyorsun. Ve çiziklerden bir zincir oluşturmuş oluyorsun. Mesela her gün 10 dakika kitap okumak gibi bir hedef belirleyip takvimde üstünü çiziyorsun ve takvimde boşluk oluşturmamaya çalışıyorsun. İşte ben de bu yöntemi uygulamaya başlayacağım yeni yılda. Mesela her Pazar günü blog yazmayı, her gün bir bölüm İngilizce dizi izlemeyi, her gün 10 dakika kitap okumayı hedefledim ben. Birkaç tane daha şey hedefledim. İşe yarayacağını düşünüyorum bu yöntemin.

Yılın son günleri artık. Bu yılın kesinlikle benim yılım olacağinı hissediyorum. Bugün dilek panosu hazırlayabilirim. Yaratım panosu yani. Bundan da bahsetmiştim diye hatırlıyorum. Yeni yılda gerçekleştirmek istenilenler için küçük bir pano oluşturulup hep görülecek bir yere asılıyor. Böyle değişik uygulamaları çok seviyorum. Hayatımda da uygulamaya çalışıyorum. Bir de keşke, izlemem için birileri keyifli diziler önerse ne güzel olurdu. Kendinize iyi bakın.☄⭐❄🌟🐧

18.12.2016

Kendini Sev


Bu hayatta her şeyin başı bana kalırsa kendini sevmek, kendine değer vermek. Ülkemizde ve dünyada karışıklıkların ve savaşın yaşandığı şu dönemde herkesin morali bozuk. Ben de şu birkaç gündür çok mutlu değilim açıkçası. Yaşanan olaylar herkesin tadını kaçırdı. Neden sürekli savaş halindeyiz, neden birbirimizi sevemiyoruz, içimizdeki bu kin, nefret niye? Bunları sorguluyorum sürekli. Sanırım her şeyin başı sevgi. Bir insan kendini sevmediğinde etrafındakilerle kavga halinde olur. Kendi mutlu değilken nasıl başkalarını mutlu edebilir ki zaten? Kendini sevmeyen biri başkalarını sevebilir mi? Kendisiyle kavgası olanın bana kalırsa başkalarıyla da kavgası olur. Başkalarıyla kavgası olanların yaşadığı sevgisiz bir toplumda da her şey yaşanır bana kalırsa. Halkını sevmeyen siyasetçiler var mesela. Kendi içleri kirli. Onlar benciller. Kendilerini de sevmiyorlar ki. Yalnızca bu insanlardan ne kadarını alabiliriz hesabı onlarınki. Sevseler, bu kadar duyarsız kalabilirler mi? Ben inanmıyorum haberleri olmadığına. Bu bombaların engellenemeyecek olmalarına inanmıyorum, kim ne derse desin.

Kendimden biliyorum. Kendime bazı zamanlarda fazla yükleniyorum. Yaptığım hatalar yüzünden suçluyorum kendimi. Böyle olunca kendimi sevemem ki. Başkalarını hiç sevemem. Sonra farkına varıp duruyorum. Çünkü kendime olan sevgim ufacık bile azalsa hemen çevremdeki insanlarla da çatışmaya giriyorum. İçim bir huzursuz oluyor. Bu yüzden her şeyin başı insanın kendisini sevmesi. Ama bu bencillik değil. Çünkü bencil olan insanlar bana göre kendilerini de sevmeyenlerdir.

İnternetten bulduğum bir olumlama videosunu dinlemeye başladım. Bir ay boyunca sabahları kalktığımda ya da akşamları yatmadan önce dinlemeyi düşünüyorum. Siz de Youtube'a 'kendini sevme olumlaması' yazarak bulabilirsiniz. Sizi bilmem ama ben bir şeyin 40 kere söylenince olacağına inananlardanım. O yüzden videoyu dinlemeye başladım. Kendimin kusursuz olmadığını biliyorum. Her insan gibi benim de hatalarım ve eksiklerim var. Ancak elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım. Ve kendimi tüm hatalarım ve kusurlarımla kabul edeceğim.

13.12.2016

Hayallerim Kendi Ellerimde


Bu hayata bir kere geliyoruz. Çoğu kez ikinci bir hayat şansımız varmış gibi davransak da böyle değil. Biricik hayatımız var. Bunu bana, bu günlerde hatırlatan bir şey oldu. Kuran'dan bir ayet gördüm tesadüfen. Kaderimizim çabamıza bağlı olduğunu yazıyordu. Bu hayatımızı kendimizin şekillendirdiğine bir kanıt adeta. Uzun zamandır aradığım yegane söz buymuş meğer! Duyduğumdan beri pes etmeden hayata asılmaya başladım. Üniversitedeki derslerime bile devam etmek zor geldiğinde hep bu sözü hatırladım. Ulaşmak istediğim yere ancak çalışarak gelebileceksem işe hemen koyulmayıldım. Mesela artık kendimi zorlamadan, önce istediğim kitabı okumaya başladım. Bu ayeti duymak adeta hayatıma ilaç oldu. İstediğim kişi olabilmek için elimde tuttuğum gücün ve bana verilen şansın kıymetini artık daha iyi anlıyorum. Ben küçücük görünen ama hayatımı yönlendirme gücüne sahip büyük bir kızım. Herkes öyle değil mi zaten? O yüce güç hepimize eşit bir şekilde o şansı sunmuş. Değerlendirip değerlendirmemek bizim elimizde.

Artık bir işe kalkışırken isteksiz değilim. Yaptığım her iyi çalışmanın bana gene iyi bir şekilde dönebileceğini düşünür oldum. Uzun zamandır merak ettiğim ve okumayı ertelediğim kitabıma başladım. Hep istediğim gibi artık daha fazla kitap okuyacağım. Artık ertelemek yok! Okula giderken ya da sevdiğim şeyleri yapmaya kalkışırken kendime bahaneler üretmiyorum. Kendime çok yüklenmeden kendimde neyi değiştirmeyi arzuluyorsam alışlanlık haline getirmeye çalışıyorum. Dileklerimin çoğu küçük şeyler. Ama küçük şeylerin gücüne inanmaya başladım. Önce kendimi mutlu etmeye çalışıyorum. Çünkü farkettim ki kendim mutluysam insanları da mutlu ediyorum. Yani önce insanın kendinde bitiyor iş. Ben bir evreni barındırıyorsam yüreğimde, tüm eylemlerim eminim ki en azından çevremi de etkiliyor. Bu bencillik değil. Zaten insanın biraz bencil olması gerekiyormuş onu farkettim. Yoksa olmuyor arkadaş!

Hayatımı şekillendirme düşüncesi büyülü bir şey. Neyi tercih edersem ben oyum demektir. Aynı zamanda korkutucu. Çünkü bazı tercihlerin sonu belirsiz. Ve hayat tercihlerden ibaret. Zorlu bir yol var önümde. Ben gene küçük küçük adımlar atacağım. Başından beri istediğim şeyi gerçekleştirmeye başladım ya devamı gelir diye tahmin ediyorum. O şey tabiki de hayal ettiğim gibi çokça okumaya yeniden başlamak. Çok gülmek, mutlu olmak, kendi isteklerimi gözardı etmemek, kendime eskisinden daha fazla değer vermek, kimin ne dediğini umursamadan kendimce tercihler yapmak. Bugün ve dün tek başıma dışarı çıktım mesela. Dilediğim gibi alışveriş yaptım. Danışabileceğim kimse yoktu. Yalnızca kendi istediğim şekilde tercihler yaptım. Kendimi çok iyi hissettim. Başkaları yanımdayken hep ertelediğim bir şeydi. Önce ben demeyi öğreniyorum sanırım. Hayatımda dostlarım olabilir ya da ailem. Ama işte insanın yanında her zaman dostları ya da ailesi olmuyor. Üniversitenin bana öğrettiği en güzel şeylerden; kendi tercihlerime güvenmeyi öğrenmek! En sonunda insan gene kendiyle. Bu yüzden de önce kendine güvenmek zorunda.

8.12.2016


Ya artık ne yapacağım konusunda bir fikrim yoksa? Hayallerimin ne olduğu konusunda bir fikrim yoksa?

Uzun zamandır yaşamadığım bir boşluk içindeyim. Hayatımla ne yapacağım ben diye düşünüp duruyorum. Üniversite bitmek üzere. Ne olmak istediğimden, hangi işi yapmak istediğimden o kadar da emin değilim. Oysa ben adım adım hayatımı planlamamış mıydım? İşte gerçek hayatta planlar bazen şaşabiliyor. Şimdi ben hayallerim, hayallerim diye ortalıklarda geziniyorum da cidden belirsizleşmeye başladılar gözümde. Hayatımda ne istediğimi bilemez bir noktadayım. Şu yol ayrımları cidden sancılı. Bilmiyorum, şu anki ruh halimden dolayı mı böyle düşünüyorum ama hayatımı kontrol edemiyor gibiyim. Çünkü dedim ya hayallerimin ne olduğunu bilemiyorum sanki. Ne istediğimi bilmiyorum. Hayatımla ne yapacağımı bilmiyorum. Beni bekleyen bir hayat var önümde. Ailem mezun olup eve gitmemi ve bir işe girmemi bekliyorlar benden. Sanki her şey aceleye geliyormuş gibi hissediyorum. Hayatın akışına kendimi kaptırdım gibi. Bazen herkesten ve her şeyden uzaklaşmak ve kendimi bulup geri dönmek istiyorum. Gittiğim yerde de tanıdığım ve bildiğim kimse olmasa mesela. 

Daha önce hiç bu kadar boşlukta hissetmemiştim. Bu boşluk hissiyle ilgili internette bir psikoloğun yazısını okudum. İnsandaki bu boşluk hissi bazen iyileşme belirtisi olabiliyormuş. Daha önceden yaşadığımız sorunların bittiği, artık düzlüğe çıkmanın verdiği his gibi bir şey. İnsan bazen o sorunlarla boğuşmaya o kadar dalıyormuş ki son bulduğunda bir boşluğa düşebiliyormuş. Umarım benimki de böyle bir şeydir. Belki de bu boşluk hayatımı bir şeylerle, güzel olan şeylerle doldurmam için vardır.

29.11.2016

Merhaba!


Kimsenin bilmediği bir blogda yeni bir başlangıç yapmak istedim sanırım. Yalnız, eski yazılarımı silmeye kıyamadım pek. İçimden ne geliyorsa yazmayı planlıyorum bu sefer. Kaçak oynamak yok. Kendi hayatıma yol göstersin istiyorum bu blog. Hayallerimi gerçekleştirmemde bana rehber olsun istiyorum. Çünkü böyle bir şeye çok uzun zamandır ihtiyacım vardı. Hayallerimi her zaman ertelediğimi hatırlatan bir şey olsun istedim sanırım. Malum, bedenim burda fakat ruhum çok başka yerlerde. Yaptıklarım ortada ancak bir de yapmak istediklerim var. Deneyip göreceğiz; küçük bir blog insanın hayatını istediği yöne çevirmesine yardımcı olabiliyormuymuş?

Tıpkı en son lise sonda yaptığım gibi şimdi de üniversite sondayken, oturup bir liste hazırlamayı düşünüyorum. Hayat amaçlarım ve yıllık amaçlarım üzerine iki ayrı liste hazırlayacağım bu sefer de. Sonrasında da bu listedekileri gerçekleştirmek için yola koyulacağım. Çoğu sıkıcı, bazen zor maddelerim olacak. Ama ölmeden önce gerçekleştirmek istediklerim birikti gerçekten. Lisede hazırladığım o liste üniversite maddesi haricinde yerli yerinde duruyor, çoğunu gerçekleştirmedim. Denemedim bile! O günden bugüne kadar tam olarak üç buçuk yıl geçmiş. Yani, ben tembel bir insanım. Lisede olduğu gibi üniversitede de pişmanlıklarım oldu, içimde kalanlar oldu; Erasmus gibi. Artık anlık rahatlığım için uzun vadedeki hayallerimden vazgeçmekten bıktım. Tembelliğimi savunmuyorum ve sevmiyorum. Çünkü hayallerimi kaybetmeme sebep olan tek etken onlar. Görüyorsunuz dostlar, insanın en büyük düşmanı bazen kendisi olabiliyor. Bazen de kurtarıcısı. Seçim bizim sanırım...

O zaman son sözü söylemek kaldıysa; yeni bir hayat beni bekliyor, eski defterleri kapatıp yeni bir defteri açmanın vakti geldi. Tam şu anda hayallerim için yola koyulursam iyi. Olması gereken bu. Yoksa çok pişman olacağım, biliyorum. Ve ben artık "keşke" demek hiç istemiyorum.

15.11.2016

Hayallerime Çeyrek Kala


Bu sene mezun oluyorum! Bu demektir ki; üniversitede yapmak istediklerimi yapabilmek için önümde sayılı günler kaldı. Biraz endişeli ve biraz da heyecanlıyım yeni hayatım için. Ama henüz üniversite bitmeden öğrenmek istediklerimi öğrenmek, yapmak istediklerimi başarmış olmak istiyorum. Çünkü biliyorum ki üniversite bittiğinde bazı şeyleri yapmak için geç kalmış olacağım. Mesela Osmanlıca'yı bu sene bitene kadar, henüz öğrenciyken öğrenmezsem çok zor. Kpss sınavına hazırlanmak için de bu sene en doğru sene. Mezun olduktan sonra iş güç arasında çok zor.

Ama biliyorum, üniversite bittiğinde tüm hayallerimi patır patır gerçekleştirmeye başlayacağım. Çünkü, insan en başta ekonomik özgürlüğünü eline alıyor. Okumak ve öğrenmek bitmeyecek benim için. Onu bildiğim için içim rahat. Yurt dışına çıkacağım. Dil öğreneceğim. Çok uzun zamandır istediğim fotoğraf makinesini alacağım. Bol bol seyehat etmek istiyorum. Kafama göre yaşamaya alıştığım için biraz zor da olacak tabi. Nereye gittiğimi geldiğimi bilmek isteyecekler. Karar alırken ailemi de düşüneceğim. Tüm arkadaşlarım evlenecek, birer birer onları evlendireceğim. Ben de doğru kişiyi beklemekten sıkılacağım. Kendimi işime veririm büyük ihtimalle. Belli olmaz, belki de hayat bana bir süpriz yapar bilemiyorum....

Ama ben bunları daha fazla düşünmeyeceğim. Çünkü yarının ne getireceği belli olmaz. En iyisi mi ben hala öğrenci olmanın tadını çıkarayim. Geride bırakacağım anılar için biraz hüzünlü, hayallerime yaklaştığım içim çok heyecanlıyım...

28.10.2016

Kimim Ben?


READ about: THREE RIVERS DEEP book series on FACEBOOK @ https://www.facebook.com/threeriversdeepbooks?ref=aymt_homepage_panel  ***A two-souled girl begins a journey of self-discovery...   (pic source:   http://misconceit.tumblr.com/ ):

Edebiyata, kelimelere ve kitaplara hayran bir ben...

Her şey, 21 yıllık hayatımdan sonra 'Ölmeden Önce Yapılacaklar' listesi hazırlamamla başladı. Hayallerim, gezeceğim ülkeler, izleyeceğim filmler, gideceğim konserler, okunacak bir ton kitabım vardı. Küçüklüğümden beri var olan okuma aşkımı Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi olmakla taçlandırdıktan sonra yazma aşkımla da 'biryazgecesirüyası' blogumu açtım. Blogumun hayallerimi gerçekleştirmemde bana rehberlik etmesini umut ediyorum. Fotoğraf makinemi de alarak yola koyuldum. Çünkü hayat kısaydı, kuşlar uçuyordu. Ancak, olmak istediğimiz kişi olmak için her zaman umut vardı.

23.09.2016

Senden Önce Ben (Film)

senden önce ben filmi ile ilgili görsel sonucu

Şurada kitap hakkında daha önce bir yazı yazmıştım. Tıklayarak okuyabilirsiniz. Şimdi ise; uzun zamandan sonra Senden Önce Ben'in filmini izledim, ondan biraz bahsedeceğim. Öncelikle elbette çok güzel bir film. Gerçekten çok iyi. Ancak kitap kadar değil. Zaten bilerek sinemaya gitmemiştim. Aynı Yıldızın Altında'yı ilk önce sinemada izlemiştim. Bayılmıştım. Ancak eminim ki önce kitabı okumuş olsaydım bu şekilde olmayacaktı. Senden Önce Ben'i de kitabı okumadan izleseydim eminim ki aynı durum olacaktı.

Oyuncular cuk oturmuş diye düşünüyorum. Emilia Clarke zaten çok samimi bir kadın dolayısıyla rolün altından başarıyla kalkmış. Sam Claflin da o İngiliz aksanıyla beni etkiledi diyebilirim. Doctor Who dizisinden tanıdığımız Jenna Coleman da Lou'nun kız kardeşi rolündeydi. Tanıdık yüzler görmeyi çok sevdim filmde. Bana asıl süpriz Harry Potter'de Neville karakterini canlandıran Matthew Lewis'in filmde oynaması oldu. Buna gayet memnun oldum tabi ki. Beni bilen bilir, deli gibi Harry Potter hayranıyımdır. Yani anlayacağınız oyunculardan gayet memnun olduğum bir filmdi. Kitabı zaten çok sevmiş, sonunda uzun uzun ağlamıştım. Dolayısıyla filmi sevmemem ve sizin de sevmemeniz için bir sebep kalmıyor ortada. Sadece kitabı daha önceden okuduysanız film biraz daha az heyecanlı gelebilir. Ancak filmin sonunda da bir boşluk hissettim. Uzun uzun bakakaldım. Kitaba sadık kalınmıştı. Bu da hoştu. En nefret ettiğim şey harika kitapların senaristler tarafından mahvedilmesi.

Görsel sonucu

Film müziklerinde ağırlıklı olarak Ed Sheeran imzası vardı. Daha önceden severek dinlediğimiz müzikler kullanılmış. Tam sonbaharda izlenecek, birazcık hüzünlü, birazcık yeni başlangıçlara özendiren, tatlı bir film arıyorsanız hiç düşünmeyin derim. Senden Sonra Ben'i okumayacağım. Çünkü biliyorum ki, ilk kitap çok beğenildi ve harikaydı ama Senden Sonra Ben sırf ticari bir amaçla yazıldı. Yani zaman kaybı olarak görüyorum. Ve beni ilk kitap kadar etkilemeyeceğini de biliyorum.

Görsel sonucu
Şimdii, gelelim filmde en çok hoşuma giden şeye. Tabi ki de İngiliz aksanı! Emilia Clarke İngilizmiş bilmiyordum. Ama bir tek ben mi bu kadar seviyorum bu aksanı yahu! Tam İngiliz filmiydi. Filmin atmosferi hep bu şekildeydi.  Gene, İngiltere'yi görme merakım arttı. Sıcacık bir film dediğim gibi. Kitabın yanında sönük kalsa da zaman kaybı olarak görmedim. Hatta bana bir şeyler kattığını düşünüyorum. İzleyin ;)

11.09.2016

Erteleme Sanatı


Zaman geçiyor, hayat geçiyor, gençlik, yaşam ve daha nicesi. Çok uzun zaman boyunca istediklerimi elde etmek için ve harekete geçmek için hep bekledim. Yarına, sonra ondan sonraki güne erteledim. Hep doğru günün gelmesini bekledim. Ama hiçbir zaman gelmedi o doğru zaman. Çünkü doğru zaman 'şimdi'ydi, bilemedim. Farkına varamadım. Velhasıl ben çok güzel ertelerim dostlar. Öyle güzel ertelerim ki üzerinden yıllar bile geçebilir. Sonra hep pişman olurum ama gene ertelerim, hep ertelerim.

Bir gün, şu anda sahip olduklarımıza sahip olamayacağız. Belki başarı, gençlik, sağlık ya da başka bir şey ellerimizden kayıp gidecek. Zaman ellerimden kayıp giderken, onunla yarış içindeyim. Ama hep yeniliyorum çünkü hep erteliyorum. Ama oturup ciddi bir karar aldım hayatımla ilgili. Artık ertelemek yok! Ders mi çalışılacak hemen yapılacak o iş. Spora mı yazılacak bir-iki gün içinde gidilecek o spora. Bloga her gün yazmak mı istiyorum? Her gün yazacağım o zaman. İngilizce öğreceksem hemen bugün başlıyorum! Dünyayı gezmek istiyorsam, önce kendi etrafımdan başlayacağım gezmeye. Bundan sonra zamanın kıymetini en iyi ben bileceğim. Keşkeleri bırakmak için harekete geçeceğim. Çünkü yalnızca bir yaşam hakkımız var. Dünyaya bir kez geldik. Evet, belki inançlı bir insansanız benim gibi başka bir dünya daha var ölümden sonra. O zaman daha önemli ya, ertelememek. Bu hayatta ne yaparsak onu biçeceğiz öteki yaşamımızda. 

Ertelemenin felsefesini çözdüm. Bir insan ertelemekte ne kadar iyiyse, hakkında çok şey öğreniyor. Ertelemenin tek sebebi uzun vadeli hayaller ve mutlulukların kısa vadeli tembelliklere yeniliyor olması. Kendim için çok önemli olan bir şeyi çoğu zaman şu andaki rahatlığım için öteliyebiliyorum. Sonrası mı? Sonra zaman geçiyor, yıllar, günler, saatler, dakikalar ve saniyeler... Sonra hayallerine uzak bir ben çıkıyor ortaya ama ertelemede son derece başarılı biri. Hiç ben gibi değil. Başka biri sanki. 

Yelkovanla akrep birbiriyle yarış içindeyken, zaman parmaklarımın arasından kayıp giderken onları uzaktan izleyemem. Haketmiyorum bunu, sen de öyle! O yüzden artık bırakıyorum uyumayı, güneşin doğuşunu izlemeyi başka bir güne bırakmaktan vazgeçiyorum. En sevdiğim diziyi izlemeyi başka bir geceye bırakmayı bırakıyorum! Hemen bu gece, uykusuz kalıp avuç avuç dizi izleyeceğim. Çünkü başka bir gün olmayacak yanıma kalan. Şu an var yalnızca. Sadece ona sahibim. Ne gelecek benim ne de geçmiş. 

9.09.2016

Harry Potter Hayatımı Kurtardı


Ben her zaman kim olduğumu biliyordum. Hayattan ne istediğimi, bana iyi geleni, kim olmak istediğimi... Çünkü Harry Potter'ın o büyülü dünyası vardı. Katakterler büyürken ben de büyüdüm. Ve bu fantastik dünyadan o kadar çok etkileniyordum ki! İlk filmi izlediğim günden beri biliyorum ki ben yazmalıyım; böyle büyülü hikayeler yazmalıyım. Rowling her zaman ilham kaynaklarımdan biri oldu. Biliyorum belki Harry Potter gibi şahane bir eser ortaya koymayacağım ama en azından kıyıda köşede benim de okunmayı bekleyen hikayelerim olacak. Bunun da ötesinde Harry Potter, kim olduğumla da alakalı. Tıpkı Hermonie gibi kitaplara o kadar düşkünüm ki kitap kokusunu on metreden duyabilirim. Her zaman iyi hikayelerin ve yazarların peşinde oldum. İşte sebebi bu seridir dostlar.

Biliyorum, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin ben hala Harry Potter okuyup, izleyeceğim. Zaten ne zaman hayattan uzaklaşmak istesem, ne zaman mutsuz bir olay yaşasam ve hayatımda ne zaman bir şeyler üzerime gelse bu sihirli dünyaya dalarım. İzleyip tüm dertlerimden uzaklaşır, gene kim olduğumu hatırlarım. Eğer bir film ya da kitabın içinde yaşayabilseydik Harty Potter dünyasında yaşamak isterdim ben. İnsanların bilmediği gizli dünyamda bir cadı olmak isterdim. Süpürgemle uçmayı öğrenmek, büyücülük okulunda öğrenci olmak, Ron'a aşık olmak isterdim. Biliyorum ki Harry Potter bu dünyada büyülü olan şeylerden yalnızca biri. Her zaman ve her zaman benimle olacak. Biliyorum altmış yaşında da olsam ne zaman canım sıkkın olsa kaçmak isteyeceğim limanlardan biri olacak Harry Potter.

5.09.2016

Müzik Seçkisi

Uzun zamandır yoğunluktan müzik dinleyemiyordum. Tatile girmemle bol bol müzik dinlemeye başladım. Son zamanlarda keyifle dinlediklerimi yazmasam olmazdı.


Kendilerinin her zaman büyük bir hayranı olmuşumdur. Sesine, tarzına gerçekten hayranım. Son günlerde bu şarkıya taktım. Kusana kadar dinleyeceğim sanırım.


Çoğunlukla belli isimleri, belli grupları belirleyip onları takip ediyorum ben. Sevdiğim sesler, gruplar var. Yalnızca onların değişen şarkıları var listemde. Imagine Dragons da işte bu isimlerden. Efsaneler bence.



Ülkemizde son zamanlarda bayılarak dinlediğim isim; Mabel Matiz. Onu da uzunca bir süre bırakmayacağım sanırım. Sesi ruhuma dokunuyor.

 

Dinleyin, dinlettirin. Çünkü ben bu şarkıyı dinlerken aşırı mutlu oluyor.

3.09.2016

Yeni Bir Başlangıç

autum tumblr ile ilgili görsel sonucu

Bu Eylül, yeni bir başlangıç yapmayı diliyorum. Şu ana kadar gerçekleştiremediğim tüm hayallerimi gerçekleştirmek için bir adım atmaya başlamak, harekete geçmek... Bugün gerçekten sonbaharın geldiğini anladım; bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı. Yağmur tam da Eylül ayına yakışıyor. Her ne kadar çok sevdiğim yazın bitmesi beni hafiften hüzünlendirse de bu zamanları da sevmiyor değilim. Yağmuru izlemeyi çok seviyorum bir kere. Tam kitap okuyup, kahve yudumlanacak zaman. Yani benim en çok sevdiğim şeyler. Yazın sıcağında insan kitap bile okuyamıyor; tabi büyülü yaz geceleri hariç. İşte yağmuru izlerken aklımdan geçen ilk düşünce yeni bir başlangıç yapmayı istemem oldu. Eylül, tam da yeni başlangıçların zamanı. Çok şey istemiyorum aslında hayattan, basit şeyler. Daha fazla mutlu olmak. 
Ben neleri değiştirmek istiyorum dersiniz bu sonbaharda?
  • Şu, uzun zamandır istediğim vintage tarzını uygulamak. Bu demektir ki; kendime yeni ciciler almak.
  • Uzun zamandır okumak istediğim kitapları okumaya başlamak.
  • İngilizce öğrenmeye tam anlamıyla başlamak.
  • Bol, bol fotoğraf çekmek.
  • Bloga daha fazla yazmak.
  • Çok su içmek.
  • Bolca ders çalışmaya başlamak ve sınava hazırlanmak.
  • Profosyonel makyaj yapmayı öğrenmek.
  • Bol bol gülmek.
  • Gezmek. Gezmek gene gezmek :)
  • Ne zamandır uzak kaldığım günlük yazmaya geri dönmek.
  • Artık insanların beni kırmasına izin vermemek. 
  • Daha fazla mutlu olmak.
  • Daha iyi bir fotoğraf makinesine sahip olmak.
  • Zayıflamak.
  • İbadetlerimi yerine getirmek.
  • Para biriktirmek.
  • Kitabımı yazmayı bitirmek. Mümkünse, kitabımı yayınlatmak.
  • Yürüyüş yapmaya başlamak.
Umarım, umarım hepsini gerçekleştirebilirim. Ve umarım bu mevsim hepimize güzel yeni başlangıçları getirir. 

31.08.2016

Geri Dönüş


Yazın son günündeyiz. Sonbahar kapıda. İlginç bir yaz da böylece bitti. Nasıl geçti, anlamadım her zamanki gibi. Zaten güzel şeyler hemen biter; tıpkı yaz gibi. Hayatımdan bir yaz daha geçip gitti. Yaz mevsimine ölesiye bağlıyım ben. Sonbaharı da severim gerçi. Kışı da severim. Ama yaz ayrı işte. Dört gözle beklediğim tek mevsim. Daha önce yaşamadığım, tecrübe etmediğim şeyleri yaşadım bu yaz. Hakkında uzun uzun konuşabilirim ama bazı şeyler insanın içinde kalmalı sanırım. 

Biryazgecesirüyası blogumu açtığımda aklımda hayallerimi gerçekleştirmeme yardım edecek bir blog oluşturmak vardı. Beni daha ileriye götürmesini, hayallerimi gerçekleştirirken bana rehber olmasını istemiştim. Ama gündelik yaşamın telaşından azıcık amacını şaştı. Bu yüzden yeniden geri dönüşümün şerefine yeni bir tema oluşturdum. Daha sade bir şeyler yapmak istedim. Her zamanki gibi kitap yorumlarıma, film önerilerime devam edeceğim ancak daha önceden yapmayı planladığım sonra gerçekleştirmediğim yazılarıma da yer vermeyi planlıyorum. Buraları fazla boşladım, içim rahat etmiyor. Zira yazmak demek ben demek. Eğer yazmazsam ben ben olamam. Her ne kadar eskisi gibi saatlerce yazamıyor olsam da, yazmayı hep özlüyorum. 

Yaz daha bitmeden tatilimi birkaç hafta uzatacağım. Sonbahar henüz tam olarak kapıya dayanmadan yaz kırıntılarının tadını çıkartayım diyorum. Bu sonbaharda yeni bir şeyler olsun hayatımızda. Hiç beklenmedik güzel şeyler bizi bulsun. Hayallerimiz gerçekleşmeye başlasın mesela. Hayal kırıklıkları bizi bulmasın. 


30.08.2016

Film Önerisi; Tarzan Efsanesi


Biraz gecikmeli bir yazı oldu farkındayım. Formasyon derslerinden ancak vakit bulabiliyorum çünkü. Henüz yaz ortasında vizyona girdi Tarzan Efsanesi. Uzun zamandır çıkmasını beklediğim filmlerdendi. Çünkü Tarzan karakterinin yeri bende her zaman ayrı olmuştur. Çocukluğumda pek bir zevkle izlerdim. Tarzan ve Jane'in oyuncakları bile vardı bende. Ee haliyle film çıkar çıkmaz sinemaya gittim. Keyifli bir film izlemek istiyorsanız kesinlikle öneririm. Müthiş görselli bir film olmuş. Tamamen doğada geçtiği için ve ben de tam bir doğa aşığı olduğum için büyük bir keyifle izledim. İzleyenlerden 10 üzerinden 8.4 gibi bir puan almış film. Konu olarak, bildiğimiz Tarzan hikayesinin devamı diyebiliriz. Flashbacklerle Tarzan'ın bebekliğine, maymunlar tarafından büyütülüşüne ve Jane ile tanışmasına geri dönüyoruz. Ancak dediğim gibi klasik hikayeden yepyeni bir hikaye oluşturulmuş ki ben bunu daha çok sevdim diyebilirim. Tarzan'ın eski düşmanları tarafından karısı Jane kaçırılır. Karısını kurtarmak için Tarzan da ormandaki eski dostlarından yardım ister ve yola koyulur.


Oyunculukları da son derece sevdim. Kendini kanıtlamış oyuncuların yanı sıra yıldızı yeni parlamaya başlayan oyuncular da vardı filmde. Gerçekten şimdi düşününce filme dair çoğu şeyi sevdim ben. Aşk, macera türünde birazcık da fantastik bir şeyler arıyor ve bir nebze de olsa çocukluğunuza dönmek istiyorsanız izleyin, izlettirin.

15.08.2016

Küçük Kuş Kafesi


Yarınımızı dahi göremezken neden bu kadar endişe? Kendi kendimize hayatı bu kadar zorlaştırmak niye? Her şey eninde sonunda olması gerekene ulaşırken, su akıp yolunu bulurken bu kadar acı neden?

İnsan bazen kendi kendinin düşmanı. O yüzden başta kendini sevmeli. Kafamızda aşamadığımız bir sürü problem yığını gizli. Kendi kendimizi kafeslere tıkıyoruz. Hayatta ölüm diye bir şey varken, bile bile acı çektiriyoruz kendimize. Küçücük sorunlar dağ gibi büyüyor bazen.

Ancak her şey kendi içimizde neye nasıl baktığımızla alakalı. Çirkin hissetmek ya da güzel hissetmek. Mutlu olmak ya da olmamak. İstediğin şeylerin peşinden gitmek ya da gitmemek. Özgüvensiz biri olmak ya da tam tersi özgüvenli biri olmak. İyi giyinmek, kötü giyinmek. Başarılı olmak ya da başarısız olmak. Aslında kendimizi tanımıyoruz bile, neler yapabileceğimizi hiç bilmiyoruz çünkü hiç sonuna kadar gitmedik. Belki denemedik bile. Dünya kim olmak istediğimizle ilgili. Ve değiştiremeyeceğimiz tek şey ölüm.

29.06.2016

Bu Yaz


Bu yaz, öyle her zamanki yazlar gibi geçmeyecek. Her zamanki gibi tembel bir yaz olmayacak benim için. Her yaz yaptığım gibi anneannem ve kuzenlerimle Marmaris'e gitmeyeceğim; 21 yıllık hayatımda bu bir ilk. Bundan daha farklı geçecek çünkü Temmuz'da üniversite şehrime geri dönüyorum. Hayır, hayır! Yaz okulu için değil, beni biraz daha heyecanlandıran bir şey için. Bu yaz formasyon derslerini almaya başlıyoruz. Üniversiteye gelirken aklımda hiç böyle bir şey yoktu. Tek bildiğim edebiyat okumak istediğimdi. Öğretmen olmayı falan hiç düşünmemiştim. Sonra bunu yapmak istediğimi farkettim. Öğretmen olmak, yaz tatillerinde dünyayı gezmek bu gezilerimi fotoğraflamak ve yazmak, öğretmenlikten kalan zamanlarımda da bir yazar olmak istediğimi farkettim. Sonra okulda başvurular başladı. Bekleme süresi nasıl stresli anlatamam! Herkes kabul edilmeyecekti. Sonuçlar açıklandığında oda arkadaşımla sevinçten ağladık. O da edebiyat okuyor ve o da kabul edildi. Üniversite sonuçlarını beklerken bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum. Formasyonu almak demek artık öğretmen diye anılmanıza çok çok yakın olmaktır. Dolayısıyla hayatımda yeni bir kapının açıldığını hissediyorum. Ve işte her şey bu yazın başında başladı. Öyle sıradan ve sakin, denizli, kumlu, güneşli bir yaz değil; üniversiteden arkadaşlarımla değişik bir yaz beni bekliyor. Tabi bir de bol bol ders çalışmalı!

Bayramda, ölmeden önce en çok gitmek istediğim yer olan Kapadokya'ya gideceğiz. Bu da bir anda oldu. Annem de bayramda izinli ve gitmek için bir yerler arıyorduk. Ben tabiki de Kapadokya'yı öne sürdüm. Bir günde karar verdik, biletleri alıp yeri bile ayarladık. Kuzenim de bizimle gelecek. Bu gezimi uzun uzun yazmayı düşünüyorum. İlk gezi yazım olacak o yüzden biraz heyecanlıyım. Bu da hiç aklımda olan bir şey değildi. Bu yaz benim için bayağı bir farklı olacak. Ama işte görüyorsunuz, hayat böyle bir şey. Sizin planlarınız olsa da kaderin de planları oluyor. Ve hayatın önünüze ne getireceģini bilmiyorsunuz. Bize kalan hayattan ne beklediğimizi bilmek kalıyor. Sadece kim olduğumuzu bilmek. Gerisi bizim üzerimizdeki bir gücün işleri. Dua etmek bu yüzden her zaman iyidir. Belki de hiç ummadığımız bu güzel şeyler önceden ettiğimiz duaların bir karşılığıdır. Kimbilir?

11.06.2016

Grown Woman



Bugün Beyonce günü olsun. Çocukken kuzenim hep Shakira ben de Beyonce olurdum. Hala pek severim kendilerini, dinlerim de.

Sadece Yaşa!


Düşünmemek bu kadar zor olabilir mi? Bazen insan, her bir şeyi düşünmediği o zamanları özlemiyor değil. Cidden. Bu kadar düşünmesek, sadece yaşasak ve kafamızdaki şu prangaları bir şekilde kırsak... Nasıl olurdu? Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmüyor olsaydım acaba nasıl bir insan olurdum diye hayal ediyorum bazen. İçimden geldiği gibi davranan biri olsam, mantığının yanına duygularını da koyabilen bir insan olsam nasıl biri olurdum diye... Aslında biliyorum nasıl bir insan olacağımı. Biliyorum ama gene düşünmekten, hayata geçiremiyorum. Bazen, 'çok düşünme, sadece yaşa' insanlarından olmak istiyorum. Sanırım bu birazcık benim sloganım olmalı; 'bu kadar düşünme, sadece yaşa!'.


Eğer çok fazla mantığınızı ortaya koymaya başlarsanız, ve duygularınızı geri plana atıp, çocukluğunuzu kaybetmeye başlarsanız despot bir insan haline gelirsiniz. Biliyorum, çünkü son zamanlarda 'ben ne yapıyorum?' demeye başladım. Son zamanlarda duygularımı görmezlikten gelmeye başladığımı hissettim. Sonra bu beni mutsuz ediyordu, bunu fark ettim. Oysa hayatta en önemli şey mutlu olmak ve mutlu etmek değil miydi? Çabuk sinirlenen, insanları görmeye dahi tahammül edemeyen, içine kapanık biri haline gelmekten, hani şu notu kıt, hiçbir zaman sevilmeyen öğretmenlerden olmak istemiyorum ben. Her zamanki gibi herkese sevecen yaklaşan, duygularının ve hayallerinin peşinden giden o kız olmak istiyorum. İşte, çok fazla düşünmediğimde olduğum kişiden bahsediyorum.

İnanıyorum ki; bir insan mutluysa, diğer insanları da mutlu eder. Biliyorum bir insan mutluysa iyidir ve her zaman iyilik yapar. İnsanların hayatını daha iyi yapmaya uğraşacak kadar bencillikten uzak durur. Bir insan bu kadar düşünmese, daha fazla mavi giyer. Hayatı mavilerle çevrili olur. Daha fazla fotoğraf çeker, daha fazla doğayı özler. Bir insan bu kadar düşünmese, bol bol yüzer. Mesela hemen bir yüzme kursuna yazılır. Daha fazla yazar. Sonra daha fazla müzik dinler. Yürüyüş yapar, çizer. Aşık olur mesela. Bilmediği yerlere gider. Mesela Kapadokya'da günün doğuşunu izlemek için her yolu dener. Yola çıkar. Ehliyet alır. Hep güler. Çok güler. İnsanları pek sever, hayvanları da. Çokça sevilir. Eğer bir insan aklından çok kalbinden geçenleri yaşamaya başlasa, dünya değişir.

Bu hayatta geri alamayacağımız tek şey, ölüm. Henüz hala hayattayken her zaman kendimizi değiştirebiliriz. İnanıyorum buna. Her şey için çok geç olmadan, kendi hayatımız için mücadele edip, olmak istediğimiz insan her zaman olabiliriz. Bunun için harekete geçmek gerek. Belki başlarda küçük bir hareket gibi gelen şeyler ilerde hayatımızı değiştirebilir. Sizin kendinizde değiştirmek istedikleriniz neler olurdu?



"Bugünlerde, insanların size nasıl davranacağınızı söylemesinin milyonlarca yolu var. Halk içinde nasıl davranacağınızı, neyin havalı neyin havalı olmadığını, neyin güzel neyin güzel olmadığını…Ama havalı olmaktan daha iyi olan şey ne biliyor musunuz? Mutlu olmak."

5.06.2016

Okuyan Kız

Çok ama çok sevdiğim bir yazı. Egoist.com adlı internet sitesinde okumuştum ilk defa. Buralarda kalsın istiyorum; tabi bir de sizler de okuyun diye...



Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman okuduğu bir kitap bulunmasından anlayabilirsin. Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla. Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle. Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren. Joyce’un Ulysses’ini anladığını söylüyorsa entelektüel görünmeye çalışıyor demektir. Alice’i seviyor mu yoksa Alice mi olmak istiyor, bunu sor.
Okuyan bir kızla çıkmak kolaydır. Doğum gününde, yılbaşında ve yıldönümlerinde ona kitap alabilirsin. Ona sözcükler hediye et, şiirlerden şarkılardan hediye sözcükler. Ona Neruda, Pound, Sexton, Cummings hediye et. Kelimelerin aşk olduğuna inandığını bilsin. Gerçekle kitaplardaki gerçeği ayırt edebilir ama yine de yaşamını biraz da olsa, en sevdiği kitaptakine benzetmeye çalışacaktır. Bunda senin suçun yok.
Bir biçimde, bunu deneyecektir. Ona yalan söyle. Sözdiziminden anlıyorsa, yalan söyleme ihtiyacını anlayacaktır. Sözcüklerin ardında başka şeyler var: niyet, değer, ayrıntılar, diyalog. Dünyanın sonu olmayacaktır.
Onu bırak. Çünkü okuyan bir kız çöküşlerin her zaman zirveyle biteceğini bilir. Çünkü her şeyin bir sonu olduğunu bilir. Hikayenin devamını her zaman yazabilirsin. Tekrar tekrar başlayabilir ve hala kahraman olarak kalabilirsin. Bu hayatta bir iki kötü adama yer vardır.
Olmadığın her şey için neden korkasın ki? Okuyan kızlar bilirler ki tıpkı karakterler gibi insanlar da gelişebilirler. Twilight serisi istisnadır.
Eğer okuyan bir kız bulursan, yanından ayırma/ayrılma. Gecenin bir yarısında, kitabı göğsüne yaslamış ağlarken bulabilirsin onu, bu durumda ona çay yap ve sarıl. Onu birkaç saatliğine kaybedebilirsin ancak her zaman sana dönecektir. Kitaptaki karakterler gerçekmiş gibi konuşacaktır, çünkü bir anlık da olsa, gerçektirler.
Ona bir sıcak hava balonunda ya da bir rock konserinde evlenme teklif et. Ya da bir dahaki hastalığında gelişigüzel bir şekilde. Skype üzerinden teklif et.
O kadar sıkı gülümseyeceksin ki neden hala kalbinin infilak etmemiş ve göğsünün kan içinde kalmamış olduğunu merak edeceksin. Yaşam öykünüzü yazacaksınız, garip isimli ve garip beğenileri olan çocuklarınız olacak. Çocuklarınıza Şapkalı Kediyi ve Aslan’ı aynı gün izletebilir. Yaşlılığınızın kışında birlikte yürüyeceksiniz ve sen botlarındaki karı temizlerken, o mırıldanarak Keats okuyacak ezberinden.
Okuyan bir kızla çık çünkü bunu hak ediyorsun. Hayal edilebilen en renkli hayatı sana verebilecek bir kıza layıksın. Eğer ona sadece monotonluk, kayıp saatler ve yarım yamalak öneriler verebileceksen, yalnız kalman daha hayırlı. Eğer dünyayı ve onun ardındaki dünyaları istiyorsan, okuyan bir kızla çık.
Ya da iyisi mi, yazan bir kızla çık sen.

Rosemarie Urquico

Türkçeleştiren: Onur Çalı

3.06.2016

Karşılaştırmalı Edebiyat


          Birbirinden farklı yazarlar tarafından, farklı coğrafyalarda ve tarihlerde benzer eserlerin yazıldığına edebiyat tarihinde çoğu zaman tesadüf ediyoruz. Bizim edebiyatımızın ünlü romanlarından Çalıkuşu ile İngiliz edebiyatı romanlarından olan Jane Eyre arasındaki benzerlikler de işte bu karşılaştırmalı edebiyata örnek olabilecek eserlerden yalnızca iki tanesi. Reşat Nuri Güntekin'in eseri Çalıkuşu, 1922 yılında yazıldığında Jane Eyre, 1847 yılında ilk defa İngiltere'de yayımlandı. İki roman da çok sevilen ve en çok okunan romanlar arasına girmeyi başardı. Birbirine benzer yönleri ve farklılıklarıyla işte Çalıkuşu ve Jane Eyre;

Charlotte Bronte yazdığı romanı Jane Eyre'de bizzat kendi yaşadığı gerçek hikayeleri de romanına katarken, Reşat Nuri de romanın başkahramanını oluştururken 'Feride Polat' isimli gerçek bir kişiden esinlendi. Reşat Nuri'nin gözüyle Anadolu'yu gerçekçi bir şekilde gözlemleme şansı buluruz. Reşat Nuri, romanında daha önce edebiyatımızda sürekli olarak anlatılan İstanbul'un yerine Anadolu'yu mekan olarak seçerek İstanbul aydınının Anadolu'yu tanımasını amaçladı. Charlotte Bronte ise; farklı sınıflardan iki kişinin aşkını anlatarak romanın iç yüzünde sınıf farkını, toplumda yaşanan dini baskıyı, erkek üstünlüğünü gerçekçi bir şekilde anlatmayı seçti. Tıpkı Reşat Nuri gibi farklı açıdan da olsa, bir başka ilke imza atan romanlardandır ve kadın özgürlüğü, kadın haklarına sahip çıkan ilk romanlardan olarak kabul edilir Jane Eyre. Ancak Reşat Nuri Çalıkuşu romanını, realist bir temele oturturken, Jane Eyre her ne kadar sosyal mesajlar içerse de romantizmin etkisiyle oluşturulmuştur.

Reşat Nuri Güntekin bizlere Anadolu'yu anlatma çabası içinde bulunduğu için başkahramanı Feride'yi uzaklara göndermenin bir çaresi olarak başına umutsuz bir aşkı yükler. Öyke ki Feride sevdiği adam olan teyzesinin oğlu Kâmran tarafından tam da nişanlacakları gün aldatıldığını öğrenerek tek başına evi terk eder. Kendisini geçindirmek için öğretmenlik yapmak üzere Anadolu'ya gider. Daha sonrasında kahramının Anadolu'da başından geçen olayları adım adım izleriz.


Küçüklüğünde önce annesini daha sonra da babasını kaybeden Feride kimsesiz bir kız çocuğudur. Teyzeleri tarafından yatılı bir okula verilerek, hayatının çoğunu işte bu yatılı okulda geçirir. Jane karakteri de işte böyle bir şekilde romanda yer bulur. Tıpkı Feride gibi kimsesiz bir kız olan Jane Eyre, yatılı bir okulda büyüyecek; kendisini geçindirmek için öğretmenlik yapacaktır. Aşkları da benzerlik gösterir. Jane Eyre de tıpkı Feride gibi aşık olduğu Edward tarafından aldatıldığını öğrenir. Ancak iki hikaye de mutlu sona ulaşarak, her kötü şeyden sonra yüzümüzün gülebileceğini bize hatırlatıyor. Duygusallığı, hüznü, sonuna kadar hissettiren bu iki eser  iyi ki var.

        Her iki roman da yazıldıkları tarihten itibaren edebiyatta izlerini bırakmış, kendi alanlarında birer ilke imza atmış, bir çok kez sinemaya da uyarlanmış başarılı eserler. Zaman ve coğrafya farkına rağmen, yaşanabilecek bazı durumların ve duyguların ortaklığına dikkat çekerek, edebiyatın evrenselliğini ortaya çıkartıyorlar.

2.06.2016

Küçük bir serzeniş


Birazcık yazabilsem rahatlayacakmışım gibi geliyor. Yazamıyorum. Okuyamıyorum da aynı zamanda. Yazmayı özledim dolu dizgin, bunlar hep ondan işte. Sonra da hayatta ne yapıp yapamayacağımı sorgulayıp duruyorum. Yazmalıyım ben! Apaçık ortada değil miydi ki zaten? Yazmaktan uzak kalamıyorum. Yapmayı en çok sevdiğim şeylerden biri. Şu finallerim bitsin, saatlerce yazacağım. Söz.

1.05.2016

Rüzgara Karşı


         Hayat, büyük bir savaş alanı. Karmakarışık, engebeli ve güç. Her düştüğünde yeniden ayağa kalkabilecek cesarete sahip olanların kazanacağı bir macera. Karşındaki insanı yenip yenebileceğinden daha çok; kendine karşı yürüttüğün bir savaş. İnsanın kendi kendine yürüttüğü bu savaşta kazanan da kaybeden de bir. Bu yüzden her şey bu kadar zor; kaybettiğinde suçlanabilecek tek kişi gene insanın kendisi. Hayat, kendi sınırlarımızın duvarlarına yaptığımız bir yolculuk; tek başımıza ve engellerle dolu...
           Mutlu oluyoruz ve sonra üzülüyoruz. Bir şeyleri inşa edip yeniden yıkıyoruz. Bazen istediğimiz şekilde bazen de en istemediğimiz şekilde var olmayı öğreniyoruz. Öğrenmek zahmetli. Ancak bir kere öğrendikten sonra her bir kaybediş ve yıkılış çok değerli. Çünkü asıl önemli olan inat etmekte, başaracağına inanmakta, kendi gücünün farkına varabilmekte. İnsan, başkalarından çok kendi kendine meydan okuduğunda neler yapabileceğini görebilir. Daha önce hiç başaramayacağı şeyleri kendi kendine yürüttüğü bir savaşta gerçekleştirebilir belki de. Çünkü başkaları etrafımızdan çekildiğinde bize kalan tek kişi kendimiz olacağız. Herkesten önce kendimizi sevmekten, kendi kendimizi motive etmekten başka bir yol yok. Çünkü en sevdiklerimiz bile bir gün gidebilir; 'kendimiz' gene bize kalacak.
           Bir gün vahşi bir rüzgar gittiğimiz yoldan bizi alıkoyduğunda önümüzde iki seçenek belirir; birincisi arkaya bakakalmak ve ikincisi yeni bir yolu denemek. Birincisi, insanın önündeki fırsatları görmeden bazı şeylere takıntılı bir hayat sürdüğüne işaret ederken ikincisi, yeniliklere açık ve ne olursa olsun pes etmeyen savaşçı bir insanı anlatır. Hangisini seçecegımiz bize kalmış. Ya her istediğimize sahip olamadığımız için yakınıp duracağız ya da elimizdekilerle en iyi olanı başarmaya çalışacağız. Oysa bir gün bir yerde okumuştum; dünyadaki en mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip olanlar değil, elinden gelenin en iyisini yapanlarmış. Biz gerçekten mutlu olmak istiyor muyuz? Yoksa kendi kendimize söylediğimiz bahaneler kafamızın içinde uydurduğumuz birer yalan mı?
          Kendimize karşı yürüttüğümüz savaşı kazandığımızda hayatta yeni bir kapı belirecek önümüzde. Biz kendimizi daha fazla sevdiğimiz için insanlar da bizi daha fazla sevecek. Kendimize olan güvenimiz arttığında başkaları da bize güvenecek. Başaracağımıza inandıkça daha fazla başaracağız. Çünkü kendi içimize karşı kazandığımız zaferleri insanlar hissedecekler. Duruşumuz ve bakışımız bile değişecek. Savaş alanından zaferle ayrılmış bir askerin gururunu taşıyacağız içten içe. Çünkü bir insan kendisini yenerse, tüm dünyayı yenenilir. Dünya, değişmeye biz kendimizi değiştirtirdiğimizde başlayacak. Bir insan değişecek, sonra tüm dünya.

22.02.2016

Başkaları İçin Yaşamak


Ne çok yapıyoruz bunu. Hep başkaları için yaşıyoruz. Tüketiyoruz kendimizi ve bizden geriye bir şey kalmayana dek başkaları ne der diye düşünüyoruz. Karakterimizi yok ediyoruz resmen ve farkında bile olamıyoruz bazen. Sürekli başkaları ne der diye yaşamak bir başkası için yaşamaktan da daha farklı aslında. Şöyle ki; bir başkası için bir şeyler yaptığımızda bu iyi biri olmak demektir. Mesela annesine ev almak için alın teri döktüğünde birisi onun için yaşar, annesinin hayallerini gerçekleştirmek için uğraşır. Kendisi için bir hedefi olmasa bile başkası için yaşar.  Ancak bir de sürekli kafamızda o ne der düşüncesiyle yaşamak da bir başkası için yaşamaktır bana göre. Bu sefer ortada bir iyilik yok ve karakter yavaş yavaş silinmeye mahkum.

Araştırmaların çoğunda ölmek üzere olan insanlara hayatlarında en çok nelerden pişman oldukları sorusuna -çok fazla başkalarının ne dediğini önemsemek- cevabı veriliyor. Ölmeden birisi gelip bize bu soruyu sorsaydı biz ne cevap verirdik? Dahası ne zaman öleceğimizi dahi  bilemiyorken hayatımızda bize yük olanları neden omzumuzdan atamıyoruz?

Kişiliğimiz yalnızca bizden oluşmuyor artık. Ahmet'ten, Mehmet'ten, Ayşe'den bazen en yakınlarımızın toplamından oluşuyor. İnsanlar, en çok kendi hayatlarına bakmadan başkalarını eleştirmeye devam ediyor. Herkes herkesi eleştirirken bir kişi de dönüp kendisine bakmıyor. Eğer hepimiz yalnızca kendi hatalarımızı düzeltmeye çalışsaydık dedikodu diye bir şey kalır mıydı ki?

Atmak istiyorum tüm herkesi omuzlarımdan. Bir bir ayıklamak herkesi, aklamak... Öğrendim aslında. Şimdi tamamen umursamamayı başaracağım. Önemli olanın herkesin benim hakımda ne düşündüğü değil de benim kendim hakkımda ne düşündüğüm olduğunu bilirken başkaları için yaşamak imkansız zaten. Aksi halde tıpkı Gregor Samsa gibi bir sabah kalktığımızda bir böceğe dönüşmüş bulacağız kendimizi, çirkin ve karamsar, umutsuz. Çünkü insanlar bize çirkin demişti ve biz bunun böyle olduğuna inanmıştık. Başkaları çirkin demeseydi belki de güzel olduğumuzu düşünecektik. Ama olmadı mı diyeceğiz? İnsanlar kendim hakkımda düşünmeme izin vermedi mi diyeceğiz? Herkes sizin hakkınızda yorum yaparken, siz kendiniz hakkında ne düşündüğünüze karar verin. Birisi size doktor olacaksın dediğinde siz ne olmak istediğinizi düşünün. Ben demiyorum ki, kimsenin ne dediğini umursamayın. Yalnızca sizin için çok önemli olan insanların yargılarına kulak verin. Ama gene kararı kendiniz verin. Ve verdiğiniz kararlardan pişman olmamayı öğrenin.

10.02.2016

North & South


Tıpkı Aşk ve Gurur, Jane Eyre, Emma, Küçük Kadınlar gibi Kuzey ve Güney de. Hikaye İngiltere'de geçiyor. Her zamanki gibi büyülü bir aşk hikayesi var ortada. Gerçekte böyle bir aşkı bulmanın imkansızlığı belki de beni bu hikayelere çekiyordur bilemiyorum. Kuzey ve Güney tıpkı diğerleri gibi klasiklerden. Elizabeth Gaskell yazmış, elime geçen ilk fırsatta gidip bu romanı alacağım. Size bahsetmek istediğim şey, mini dizisi. Zaten bu hikayeyle mini dizisi sayesinde tanıştım. Jane Austen tarzında bir film ararken buldum. Eskiden, hani şu televizyonların siyah-beyaz olduğu zamanlarda televizyonda yayınlanmış uzun bir dizi şeklinde. Anneme ismini söyleyince, hemen hatırladı. Benim izlediğimse yeniden BBC tarafından çekilen, dört bölümlük bir dizi.

Esas kızımız ve ailesi, güneydeki yaşamlarını bırakarak, İngiltere'nin kuzeyine yerleşirler. Kırsal bir alandan büyük ve havasız bir şehre yerleşmek aileyi üzse de bulundukları yere alışmaya başlarlar. Tabi o zamanlar İngiltere işçilerle dolu ve fabrikalar sürekli çalışmakta. Esas oğlan işte burada karşımıza çıkıyor, bir fabrikanın başında oldukça zengin ve katı birisi. Kızımızla farkları ortada; hem yetiştikleri ortam hem de kişilikleri çok farklı. Ancak ortaya büyüleyici bir aşk hikayesi çıkıyor. Cidden ama cidden böyle naif hikayelere öylesine bayılıyorum ki! İtiraf ediyorum, dizinin sonunda ağladım. Gerçekte böyle bir aşk bulunamayacağını düşündüğümden ama; sonuyla ilgisi yoktu. Blogumda daha önce bahsetmediğim için Jane Austen hayranı olduğumu bilmiyorsunuz. Siz de bu tarz hikayelere bayılıyorsanız, hiç düşünmeden bu mini diziyi izleyin.


Dizinin başrolünde Hobbit filmlerinden tanıdığımız Richard Armitage var. Sırf bunun için izlenir dizi. Bu kadar karizmatik bir insan görmedim ben. Şaka yapmıyorum, cidden görmedim :) Dönemin kıyafetlerini saymıyorum bile. İngiltere'ye hep istemişimdir gitmeyi ancak şu anda daha da çok istiyorum gitmeyi. Ayrıca Margaret Hale karakterine çizdikleri rol hoşuma gitti. Cesaretli oluşu, ayaklarının üzerinde duruyor olması, pek çok kız gibi evlililik diye tutturmuyor oluşu, zayıf karakterli olmak yerine güçlü bir kadın profili çiziyor oluşunu beğendim. Kısacası hayatımı etkiledi dizi. Ve artık aşktan ne bekliyor olduğumu biliyorum; tek endişem sahiden böyle bir aşk gerçekten var mı, sorusu.


5.02.2016

Hüzün.

Ne zaman hüzne boğulsam durduk yere, ne zaman dibe vursam bilirim.

Yapacak hiçbir şey bulamasam, aslında çok fazla şey olsa da yapacak, ne zaman tembelleşsem bilirim.

Mutsuz olsam ve çaresiz kalsam, kendimle ve hayatımla ne yapacağımı bilemesem de bilirim.

Güneş solsa ve yağmur yağmaya başlasa, bilirim.

James Blunt dinliyorsam, bilirim. Yani hüzünlüysem hep bilirim ben.

Tüm gün evden çıkmıyorsam, gidecek çok yerim varsa da gitmiyorsam, bilirim.

Dibe vurmuşluğu, bilirim.

Yeniden başlıyorum hayata, ve bu hüzünler bir geçiş yeni gelene. Eski hayatımı temizlemek için ve yeni gelenlere yer açmak için. Ne zaman bu kadar hüzünlensem biliyorum işte, büyük ve iyi şeyler beni bulmak üzere. Daha iyi ve güzel şeyler. Yeniden ayağa kalkacağımı, daha büyük adımlar atacağımı bilirim bundan sonra. Dibe vurmak, hüzünlenmek o kadar da kötü değildir belki de. Nasıl olsa acı hissedilmeyi talep etmiyor muydu? Nasıl olsa daha iyiyi getireceğini biliyorsak hüzünlerin, o kadar da büyütülmemeliydi belki de?

1.02.2016

Hayaller Gerçek Olmak İçin Bekler

"If you don’t act, your dreams will die in your mind." -Tony Robbins


Uzun bir zaman boyunca hayal kurmanın büyüsüne inandım. İnsan hayallerinde her istediğini olabilirdi ve her şeye sahip olabilirdi. Hayaller kurulur, bozulur, üzerine milyon tane daha kurulurdu. Düşünceler zihinde dolaştıkça dolaşır, insan asla sahip olamayacağı şeyler için yakınmaya başlardı. Bazen hayallerimde yaşamanın daha kolay olduğunu düşünmeye başladım. Hiçbir şey yapmadan gerçeklerden kaçmak ve hayal etmek ne kadar da paha biçilmez geliyordu bana. Düşünsenize oturduğunuz yerden her şeyi yapabildiğinizi. Büyülü hikayeler ne kadar da büyülüydü; mesela Harry Potter. Bir gün büyücü okuluna kabul edileceğim o mektubu bekliyor olmak eğlenceliydi. Ama büyük ihtimalle Harry Potter'ın yerinde olsaydım, o zamanki zihnimle daha birinci kitabın sonunda ölmüş olurdum. Tembelliğimden Ron'la ve Hermonie'yle tanışamaz, gerçekleri sevmediğim için asamı bile oynatmazdım.

Dünyadaki bütün güzel şeyler iyi bir hayalle başlar biliyorum. Ancak gerçekleştirilmedikleri sürece ve harekete geçilmediği sürece hiçbir anlamı yoktur. İyi bir roman önce zihinde hayal edilir, yazar onu yazmıyorsa yani gerçekleştirmiyorsa onun ne değeri olabilir? Hayal etmek basit olan yoldur. Zor olan ve asıl cesaret isteyen şeyse hayalleri gerçekleştirmeye çalışmaktır. Bunun ötesinde gerçeklerle yaşamak da önemlidir. Çünkü gerçek hayatta her zaman istediğimiz şeyler ayağımıza gelmez. Mesela kurulan hayallerle ve isteklerle, yaşanılan gerçek hayatın çatışması sonucu bir insanın depresyona girebileceğini biliyor muydunuz?

Her ne olursa olsun ve hayat ne kadar acı olursa da gerçeklik daha iyidir. Cesaret işidir ve bencil olmanın tam tersi bir şeyleri barındırır içinde. Hayallerimizi güzel süslemeye devam etmektense gerçek hayatımızı iyileştirmeye çalışmayı başarmak sanırım daha iyi olan yol.

J. K. Rowling diyor ki;

"Ben mi? Kitaplar ve zeka. Ama daha önemli şeyler var. Arkadaşlık ve cesaret. Dinle Harry, çok dikkatli ol" 

"Hem güzel, hem korkunç bir şeydir gerçek, çok özen ister."

"Düşler dünyasına dalıp gerçek dünyayı, yaşamayı unutmak doğru değildir, unutma bunu." 

31.01.2016

Hayatınızı Daha İyi Yapmanın Birkaç Basit Yolu

İlk olarak kişisel gelişim konusunda profesyonel olduğumu söyleyemeyeceğim. Ancak benim de kendi hayatımda uyguladığım birkaç şey var iyi hissetmek için. Aslında birazdan yazacağım tüm bu şeyler başta bana ait olanlar. Herkesin yapmaktan hoşlanacağı farklı şeyler olabilir. Amacım, sizin hayatınızı daha iyi yapanlar listenize  örnek olmak. Yani istediğim belki de bu yazıyı okuduktan sonra kendi sevdiğiniz şeyler ve hayat hakkında düşünmeniz; belki de elinize kalem kağıt alıp bir liste oluşturmanız.


1. Kitap Okumak: Evet, en azından günde on beş dakika kitap okumak hayatımı iyi yapan yalnızca birkaç şeyden bir tanesi. Daha önceden bir oturuşta tüm kitabı bitirmeye uğraşır bu da gözlerimi yormama neden olurdu. Ancak günde en az on beş dakika okumanın daha sağlıklı olduğunu düşünmeye başladım. Ayrıca bu kadar vakit ayırmak bile günün tüm stresini azaltmaya yetebiliyor. İnsan bazı zamanlarda kendi hayatından uzaklaşmak isteyebilir. Tüm karmaşanın içinde kitap okumak bana en iyi gelen şeylerden.


2. Kahve: Bilimsel araştırmalara bile konu oluyor kahve içme meselesi. Kahve tüketmenin kişi sağlığına da faydalı olduğu konuşulmakta. Bunun yanı sıra kahve içtiğimde tüm stresimi atmış gibi hissediyorum. Bana göre bağımlılıkların en güzeli kahve içmek. Hem faydalı hem de enerji almam için tatlı bir yöntem. Kitap okurken, ders çalışırken ya da yağmuru seyrederken kahvenizi yudumladığınızı hayal edin bir.


3. Film İzlemek: İyi bir film, bir insanın hayatını dahi kurtarabilir gibi geliyor bana. Film izlerken o kadar huzurlu oluyorum ki. Tabi ki ne izlenildiği de önemli bana göre. İnsan çok sık film izledikçe film konusunda tam bir profesyonel olmaya başlıyor ve hangi film iyidir ilk bakışta çözüveriyor. Özellikle kışın yorganımın içine girip film izlemeyi pek  çok şeyden daha fazla seviyorum. Yazları da sıcak bir gecede balkonda keyif yapmanın en güzel yolu benim için.


4. Gezmek/Yürüyüş Yapmak: Etrafınızda hiç kimse olmasa bile, güzel bir havada dışarı çıkıp temiz hava almak insana gerçekten kendisini iyi hissettirebiliyor. Ya da imkanınız varsa daha önce görmediğiniz bir yeri, bir şehri keşfetmek hayatınızı daha iyi yapmanın yollarından birisi olabilir.


5. Günlük Yazmak: Küçüklüğümden beri günlük tutmamın tek sebebi işte yalnızca bu; hayatımı daha iyi yapıyor olması. Günlük yazdığım için nereden nereye geldiğimi, hayallerimi gerçekleştirip gerçekleştiremediğimi anlayabiliyorum. Her insanın kimseye söyleyemediği endişeleri ve korkuları vardır. İşte onları sayfalara akıtmak müthiş bir duygu benim için. Kendi günlüğünüzü oluşturabilirsiniz. Fotoğraflarınızı yapıştırabilir, sinema biletlerini ekleyebilir, çıkartmalar yapıştırabilirsiniz mesela. Kısacası tamamen size ait bir defter oluşturabilirsiniz.


6. Fotoğraf Çekmek: Dünyanın güzelliklerinin farkına vardığım en iyi zamanlar oluyor. Çünkü fotoğraf çekerken daha önce farkına bile varmadığım güzelliklerin farkına varabiliyorum. Hiçbir şey düşünmüyorum yalnızca fotoğraf makinem ve ben kalıyoruz dünyada. Tüm sorunlar, dünyaya ait ne varsa yok olup gidiyor.


7. Sebep Olmadan Hediye Vermek: Ortada hiçbir sebep yokken, birilerine hediye vermek o kadar güzel ki. Böyle zamanlarda birinden hediye alsam bu kadar mutlu olamayacağımı düşünüyorum. Birilerini mutlu etme düşüncesi beni de mutlu ediyor.


8. Dua Etmek: Tıpkı günlük tutmak gibi, kimseden isteyemeyeceğim şeyleri yaratıcıma söylemek her şeyden daha iyi. Daha da iyi olan onların gerçekten istiyorsanız gerçekleşeceğine inanmak. Bir gün tüm dileklerinizin gerçek olacağını bilmek. Herkes gitse bile yaratıcınızın sizi terk etmeyeceğini bilmek düşüncesi.


9. Müzik Dinlemek/Dans Etmek: Ben genelde evde kimse yoksa dans etmeyi tercih ederim. Müziği saymıyorum bile. Cidden hayatı iyi yapan en önemli şeylerden bir tanesi müzik dinlemek.


10. Spor Yapmak: Benim için yüzmek. Suyun içinde doğmuş olmamın da etkisi olabilir tabi ki bunda ama sebep her ne olursa olsun bildiğim tek şey var, o da yüzmeye bayıldığım. Bir spor sizin hayatınızı kurtarabilir. Bedeninizi kurtardığı gibi ruhunuza da iyi gelebilir.


11. Büyükler İçin Resimli Boyama Kitapları: Kesinlikle terapi gibi geliyor insana. Kendimi bir sürü renkle boğuşurken buluyorum. Tıpkı anaokulu çocuğu gibi boyamamı en iyi yapmak için uğraşırken, kendimi kaybediyorum. Ve bu olayın en iyi tarafı.

İşte tüm bunlar benim kendi hayatımda yaptığım ve yaparken daha iyi hissettiğim bir kaç şey. Kesinlikle kendi listenizi oluşturmanızı isterim. Neleri yaparken mutlu olduğunuzu ya da olabileceğinizi de düşünmüş olursunuz böylece.

23.01.2016

Küçücük Bir Prens'in Öyküsü


 Le Petit Prince, yani bizim dilimizle Küçük Prens, 1943 yılında Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry tarafından yazıldı. Yazılmasının üzerinden geçen bunca yıla rağmen hala en çok okunan kitaplar arasında yer alıyor. Sahra Çölü'ne uçağı düşen bir pilot ile Küçük Prens'in karşılaşmasıyla başlıyor bu öykü. Geçenlerde de sinemaya aktarıldı. Yalnızca bir çocuk kitabı değil bence, büyükler için de bir başucu kitabı niteliğinde. En azından benim başucu kitaplarından biri oldu. Fazla popülerleşen şeylerden uzak duruyorum. Bilemiyorum; istemsizce oluyor. Ancak Küçük Prens'e daha fazla dayanamadım. Ve D&R'a uğramışken arkadaşımın da almasıyla dayanamadım ve 'bu kadar çok okunan şu kitapta ne varmış acaba?' diyerek satın aldım. Benim aldığım kitap Tomris Uyar ve Cemal Süreya'nın çevirisiyle yayımlanmış olandı. Özellikle onu tercih ettim.

Okurken, buralara yazamayacağım kadar çok, neredeyse kitabın tamamının altını çizdim. Sanki her kelime ayrı bir şeyi içinde gizliyordu. Hiçbir satırı atlamadan ve başka hiçbir şey düşünmeden okumam gerektiğini düşündüm. Anlatmak istenilen hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemiyordum. İnternette daha sonradan yaptığım küçük bir araştırmaya göre yazar eşi Consuelo'dan ilham almış. Ve sanırım kendi çocukluğundan, yaşamından, sosyal düzenden de ilham almış yazar. Zaten sosyal bir eleştiri niteliği de taşıyor kitap. Çocuklara okutulması gerekiyor; ama önce büyükler okumalı bence. Bu yüzden çocuk kitabı demesek yeridir. Küçük Prens, adeta bir 'Büyükler' kitabı.

Gerçekten ince ve naif bir zevkin elinden çıkmış bu kitap. Küçük Prens'i adeta kollarınıza alıp hiç bırakmamak, ona sahip çıkmak istiyorsunuz. Ona yardım etmek. Hüzünlü bir tat bırakıyor hikaye dilinizde. Ama tatlı bir hüzün bu. İçli ve duygusal bir şeyler hissediyorsunuz. Bu satırları yazarken bile azıcık hüzünlendim. Zarif bir şeyler gizli içinde. Biliyorum ki, eğer gelecekte bir çocuğum olursa Küçük Prens'i ona okutacağım.


Peki Ben Ne Öğrendim Bu Hikayeden?

Hayatın paradan, sayılardan, finansal işlerden, rakamlardan daha fazlası olduğunu öğretti bana Küçük Prens. Gereksiz böbürlenmenin ve insanları yönetmeye çalışmanın saçmalığını çözdüm. Bazı kuralların kendi kafamızda olduğuna inandım, bazen bazı şeyler insanın kafasında olup bitiyordu; ve dünyaya farklı bir açıdan bakabilmeyi düşündüm uzun uzun. Bir insan, karşısındaki insanın gitmesini istemiyorsa, ona 'gitme' demesi gerektiğini; söylemek istediğinden başka bir şey söylemesinin belki  iki tarafa da gereksiz acılar çektirebileceğini öğrendim. Asıl cesaretin kalbinden geçenleri söylemek olduğunu... Binlerce güzel gülün belli bir zaman sonra bana bir şey ifade etmeyeceğini; önemli olanın bana ait olan 'o' tek güle emek vermek olduğunu öğrendim. İnsanların kötü diye nitelendirdiği şeylere bir şans verirsek hiç de kötü olamayacağını öğrenebileceğimi öğrendim. Sonunda, ölümden korkmamam gerektiğini öğrendim; onun olağan ve kaçınılmaz olan olduğunu...

20.01.2016

American Authors ve Müzik Üzerine


Şu ana kadar müzik dinlemeden geçen bir günüm olduğunu hatırlamıyorum. Müzik dinlemenin bir yolunu buluyorum. Konserlere gitmeyi, yeni gruplar keşfetmeyi, güzel bir filmde güzel müziklere denk gelmeyi seviyorum. Keman çalmaya karşı büyük bir ilgim var. Her ne kadar tembellik edip kursa gitmeyi bıraksam da bir gün eninde sonunda peşinden gideceğimi biliyorum. Duşta şarkı söylemeyi, yabancı dillerdeki şarkıları ezberlemeye çalışmayı da seviyorum. Evde yalnız kalınca müzik açıp dans etmeyi de seviyorum mesela. Güzel bulduğum şarkı sözlerini yazmaya bayı-lı-yorum. Müzik hayatımı daha iyi yapmamın bir başka yolu. İyi ki müzik var, şu dünya denen yerde. Yolculuklar daha güzel onunla, hüzünler daha üstesinden gelinebilir...

Daha çok neşeli müzikler dinleyip modunu yükseltmeye çalışanlardanım ben. Bloguma eklediğim playlisten de anlayacağınız üzere klasik müzik de seviyorum. Her türde ama her türde dinlememe rağmen, çoğunlukla neşeli rock şarkıları seviyorum. İşte bunun için American Authors biçilmiş kaftan. Şarkıları hep eğlenceli, enerjik, canlı. Rock tarzında eğlenceli müzikler arıyorsanız sizlere öneriyorum. Şu günlerde dinlemeye bayıldığım yegane grup. Birkaç gündür takmış durumdayım, henüz sıkılmadım. Şarkılarının verdiği enerjiyi sevdim ben sanırım daha çok. Modunuz ne olursa olsun yükseltiyor enerjinizi. Mesela, şu anda onları dinliyorum. Yazıyı yazmama son derece yardımcı oldu diyebilirim :):) American Authors grubunu ilk olarak 'Best Day of My Life' şarkılarıyla tanımıştım ben. O da son derece neşeli bir şarkıydı. Geçenlerde daha önce dinlemediğim şarkıları ararken tesadüfen grubun diğer şarkılarına denk geldim. Youtube sağ olsun, cidden müziğin bel kemiği. Youtube benim için genelde müziğin kaynağını oluşturuyor; film izlemek, dizi izlemek için ya da başka şeyler için pek kullandığım söylenemez. Yalnızca müzik dinlemek için giriyorum, ya da yapılan coverları takip ediyorum. 

Önümüzdeki günlerde daha fazla müzikle ilgili yazmayı planlıyorum. Çünkü en az kitaplar, filmler, diziler kadar ilgi alanımda olan bir şey. Müzik hakkında yazmazsam içimde kalır zaten, hem bildiklerimi insanlarla paylaşmayı çok seviyorum ben :)

 Bir American Authors şarkısıyla veda edelim;