19.01.2016

Benim Uzak Yıldızım- Amie Kaufman&Meagan Spooner


Öncelikle okumaya başlamadan önce şöyle, rahatça arkanıza yaslanın derim. Çünkü bu kitap hakkında yazacağım tonla şey var. Tabi yazının sonuna kadar dayanabilirseniz tebrikler! Tam bir kitap kurdusunuz efendim. Ben genelde kitapları zaten severim, ancak uzun bir yazı yazacak olmamın yegane sebebi; bu kitabı biraz daha fazla sevmemdir. Uzun zamandır okuduğum en yaratıcı kurguya sahip, farklı bir romana hazır olun. Daha başlamadan diyebileceğim tek şey; gidin ve satın alın. Sonuna kadar değecek.

O gecenin, devasa uzay gemisi ikarus'taki diğer gecelerden hiçbir farkı yoktur. Ta ki o büyük felaket gerçekleşene ve İkarus yakınlardaki bir gezegene düşene dek. Elli bin yolcu kapasiteli gemiden yalnızca iki kişi kurtulmuştur: Evrenin en zengin adamının kızı Lilac LaRoux ve genç bir savaş kahramanı olan Binbaşı Tarver Merendsen.

Binbaşı Merendsen, Lilac gibi kızların insanın başına beladan başka bir şey getirmediklerini uzun zaman önce öğrenmiştir. Lilac da, Tarver'ın kendi iyiliği için, onu kendisinden uzak tutması gerektiğinin farkındadır. Ama ıssızlığın ortasında hayatta kalabilmek için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Açlık, soğuk ve vahşi hayvanlara bir de Lilac'ın duyduğu fısıltılar eklenince birbirlerine güvenmekten başka çareleri kalmaz. Ne var ki çok geçmeden, onları birbirlerinin kollarına iten bu trajediden büyük bir aşk doğar. Artık kurtulup kendi gezegenlerinde bir ömür ayrı kalmaktansa düştükleri bu ıssız gezegende birlikte olmayı tercih ederler.

Ama her adımda onları takip eden gizemli fısıltıların ardındaki gerçeği öğrenmeleriyle her şey bir anda değişir. Lilac ile Tarver o gezegenden ayrılsalar bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Nefes kesen bilim kurgu üçlemesinin ilk kitabı, Benim Uzak Yıldızım, zaman ve mekân tanımayan sonsuz bir aşkın hikâyesi…
(Tanıtım Bülteninden)


Orjinal ismiyle These Broken Stars, üç kitaplık Starbound serinin ilk kitabı. Diğer iki kitap yurt dışında çıktı. Birçok bookinsagram sayfasında gördüm; yabancı bloggerlar tarafından çokça okunuyorlar. Ben serilere çok sıcak birisi değilim. Şu ana kadar tamamlamayı başarabildiğim sanırım üç ya da dört seri oldu. Çeşitliliği seven bir okuyucuyumdur genellikle. Farklı yazarları ve farklı kitapları tanımayı seviyorum. Yani bu kitabı da çok ama çok sevmeme rağmen diğer kitaplarını okuyacağımı sanmıyorum. Ama serilere düşkünseniz kesinlikle bu seriye ilk kitabı okuduktan sonra tutkun olacağınıza neredeyse eminim. Benim Uzak Yıldızım iki en yakın arkadaş tarafından yazılmış. İki kişi tarafından yazılan şeyleri hiçbir zaman anlayamamışımdır. Büyük bir uyum gerekiyor çünkü. Zaten bu uyum kitapta vardı. O yüzden de başarılı sayıyorum; sanki tek bir kişi tarafından yazılmış gibiydi. Kitabı iki baş karakterimizin ağzından okuyoruz. Bizlere GO! Kitap aracılılığıyla ve Ebru Sürmeli çevirisiyle ulaştı. GO! ismini son zamanlarda çok sık duyar olduk. Özellikle ülkemizde kitap bloglarının da artmasıyla beraber, kitapları daha iyi bir tanımaya başladıkça yayınevleri de yükselmeye başladı. İşte GO! Kitap da son derece yükselenlerden tabi ki kitap sektörüne yaptıkları katkıyı es geçmemek gerek. Başarılı olmalarının sırrı tabi ki de çok iyi işler çıkartmaları. Yazarın dilinden mi yoksa çeviriden mi bilemiyorum 520 sayfalık kitabı bir gün içinde bitirdim. Sonunu o kadar merak ettim ki elimden bırakamadım resmen. Yarım bırakırsam aklım kitapta kalırdı, biliyorum. Yeni bir kitaba başlamak için de birkaç gün bekleyeceğim. Gözlerimi çok yordum gibi geldi bana. Ama ne yapayım? Böyle güzel güzel kitaplar yazmasınlar onlar da!



Şiimdi nereden başlasam ki? Öncellikle konusu itibariyle yalnızca basit bir fantastik eser değil bana göre. İnsanların çok uzak geleceğini, insanlığın uzayın sırlarını keşfettiği, gezegenler arası seyahat ettiği zamanlarda geçiyor. Kesinlikle bilim kurgu da denilebilir. Romantizmi saymıyorum bile. Cidden bir insan hem hayal kurup, hem aşık olacağı, hem merak edeceği, hem gelecekle ilgili bir şeyler öğreneceği bir kitaptan daha fazla ne isteyebilir ki? Arada gizem de varsa? Hem bana biraz da Titanik'i hatırlatmadı değil. Sanki Titanik hikayesini uzak gelecekte okumuşum gibi hissettim. Benim Uzak Yıldızım'da da son derece zengin ve soylu bir kızla fakir ama gururlu oğlumuz da var. Yörüngeden çıkan bir uzay gemisi var. Başta böyle, sanki Titanik gibi. Tabi sonra işler değişiyor. İki karakter için hayatta kalma mücadelesi başlıyor. Yaşam mücadelesi süregeliyor. Kitapta sanırım tek sevmediğim nokta, karakterlerin yaşları. Böyle güzel bir romana bence on sekiz ve on altı yaşlar yakışmamış. Lilac on altı, binbaşı da on sekiz yaşında. Beğenmediğim için ben de sanki Lilac yirmi beş binbaşı da otuz yaşlarındaymış gibi falan okudum. Artık Alacarakanlık'tan beri süregelen genç yaşları bıraksınlar. Alacakaranlık'ta bir orjinal duruyordu ama artık eğreti durduğunu düşünüyorum. Lise çağındaki gençler okusun diye yapıyorlar muhtemelen ama Benim Uzak Yıldızım her yaşa hitap edebilecek bir kurguya sahip bence. Kırk yaşında olsaydım da severek okuyacağıma eminim.

Kitabın sonunda yüreğim ağzıma geldi. Yoksa yazarlarımız bizi mutlu sona ulaştırmayacaklar mıydı? Ben biraz fazla pozitif bir insanım mutlu sonla bitmeyen hikayelerden hiç hoşlanmıyorum. Ancak merak edin söylemeyeceğim, kötü sonla mı bitti yoksa mutlu sonla mı. Onu da siz okuyun derim bence :)



Amie Kaufman ve Meagan Spooner, Benim Uzak Yıldızım, 1. Baskı, GO! Kitap, İstanbul, 2015, s.427 
Sen öldün.
"Hey, başıma kakıp durmasana. En iyilerimizin bile bundan kurtuluşu yok, T."

"Sevdiğiniz birinin etrafında dolanıyorsa, ölümün adını anmazsınız. Azrail'in dikkatini çekmeyi istemezsiniz."


2 yorum:

  1. Ne kadar güzel anlatmışsın ben de çok severim bu tarz kitapları teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğendiğine sevindim :):):) Çok güzel bir kitap cidden okumalısın; özellikle de bu tarz kitapları seviyorsan.

      Sil