23.01.2016

Küçücük Bir Prens'in Öyküsü


 Le Petit Prince, yani bizim dilimizle Küçük Prens, 1943 yılında Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry tarafından yazıldı. Yazılmasının üzerinden geçen bunca yıla rağmen hala en çok okunan kitaplar arasında yer alıyor. Sahra Çölü'ne uçağı düşen bir pilot ile Küçük Prens'in karşılaşmasıyla başlıyor bu öykü. Geçenlerde de sinemaya aktarıldı. Yalnızca bir çocuk kitabı değil bence, büyükler için de bir başucu kitabı niteliğinde. En azından benim başucu kitaplarından biri oldu. Fazla popülerleşen şeylerden uzak duruyorum. Bilemiyorum; istemsizce oluyor. Ancak Küçük Prens'e daha fazla dayanamadım. Ve D&R'a uğramışken arkadaşımın da almasıyla dayanamadım ve 'bu kadar çok okunan şu kitapta ne varmış acaba?' diyerek satın aldım. Benim aldığım kitap Tomris Uyar ve Cemal Süreya'nın çevirisiyle yayımlanmış olandı. Özellikle onu tercih ettim.

Okurken, buralara yazamayacağım kadar çok, neredeyse kitabın tamamının altını çizdim. Sanki her kelime ayrı bir şeyi içinde gizliyordu. Hiçbir satırı atlamadan ve başka hiçbir şey düşünmeden okumam gerektiğini düşündüm. Anlatmak istenilen hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemiyordum. İnternette daha sonradan yaptığım küçük bir araştırmaya göre yazar eşi Consuelo'dan ilham almış. Ve sanırım kendi çocukluğundan, yaşamından, sosyal düzenden de ilham almış yazar. Zaten sosyal bir eleştiri niteliği de taşıyor kitap. Çocuklara okutulması gerekiyor; ama önce büyükler okumalı bence. Bu yüzden çocuk kitabı demesek yeridir. Küçük Prens, adeta bir 'Büyükler' kitabı.

Gerçekten ince ve naif bir zevkin elinden çıkmış bu kitap. Küçük Prens'i adeta kollarınıza alıp hiç bırakmamak, ona sahip çıkmak istiyorsunuz. Ona yardım etmek. Hüzünlü bir tat bırakıyor hikaye dilinizde. Ama tatlı bir hüzün bu. İçli ve duygusal bir şeyler hissediyorsunuz. Bu satırları yazarken bile azıcık hüzünlendim. Zarif bir şeyler gizli içinde. Biliyorum ki, eğer gelecekte bir çocuğum olursa Küçük Prens'i ona okutacağım.


Peki Ben Ne Öğrendim Bu Hikayeden?

Hayatın paradan, sayılardan, finansal işlerden, rakamlardan daha fazlası olduğunu öğretti bana Küçük Prens. Gereksiz böbürlenmenin ve insanları yönetmeye çalışmanın saçmalığını çözdüm. Bazı kuralların kendi kafamızda olduğuna inandım, bazen bazı şeyler insanın kafasında olup bitiyordu; ve dünyaya farklı bir açıdan bakabilmeyi düşündüm uzun uzun. Bir insan, karşısındaki insanın gitmesini istemiyorsa, ona 'gitme' demesi gerektiğini; söylemek istediğinden başka bir şey söylemesinin belki  iki tarafa da gereksiz acılar çektirebileceğini öğrendim. Asıl cesaretin kalbinden geçenleri söylemek olduğunu... Binlerce güzel gülün belli bir zaman sonra bana bir şey ifade etmeyeceğini; önemli olanın bana ait olan 'o' tek güle emek vermek olduğunu öğrendim. İnsanların kötü diye nitelendirdiği şeylere bir şans verirsek hiç de kötü olamayacağını öğrenebileceğimi öğrendim. Sonunda, ölümden korkmamam gerektiğini öğrendim; onun olağan ve kaçınılmaz olan olduğunu...

5 yorum:

  1. Ne güzel yazmışsın canım. Bu sene kitap almaya ilk Küçük Prens ve Şeker Portakalı ile başlamıştım fakat Küçük Prens'i hala okumadım. Zaten incecik bir kitap olduğu için gözüme de takılmıyor ama bu yazınla birlikte kendisini ön sıralara alacağım. Zaten bugüne kadar okumadığım için biraz utangacım o konuda :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Betul :) Ben de okumaktan uzaktım. Sonra bir anda aldım ve okudum. Hemen bitti zaten. Çok sevdim. Bence sen de bir an önce okumalısın. Seveceģinden neredeyse eminim:)

      Sil
  2. Şunu söylemek istiyorum blogunuza tek kelimeyle bayıldım! müzik,arka plan her şey harika olmuş. takipteyim bende beklerim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beni çok mutlu ettin, cidden :) Hoşuna gitmesine sevindim. Tabiki senin bloguna da hemen göz atacağım :)

      Sil
    2. Beni çok mutlu ettin, cidden :) Hoşuna gitmesine sevindim. Tabiki senin bloguna da hemen göz atacağım :)

      Sil