3.06.2016

Karşılaştırmalı Edebiyat


          Birbirinden farklı yazarlar tarafından, farklı coğrafyalarda ve tarihlerde benzer eserlerin yazıldığına edebiyat tarihinde çoğu zaman tesadüf ediyoruz. Bizim edebiyatımızın ünlü romanlarından Çalıkuşu ile İngiliz edebiyatı romanlarından olan Jane Eyre arasındaki benzerlikler de işte bu karşılaştırmalı edebiyata örnek olabilecek eserlerden yalnızca iki tanesi. Reşat Nuri Güntekin'in eseri Çalıkuşu, 1922 yılında yazıldığında Jane Eyre, 1847 yılında ilk defa İngiltere'de yayımlandı. İki roman da çok sevilen ve en çok okunan romanlar arasına girmeyi başardı. Birbirine benzer yönleri ve farklılıklarıyla işte Çalıkuşu ve Jane Eyre;

Charlotte Bronte yazdığı romanı Jane Eyre'de bizzat kendi yaşadığı gerçek hikayeleri de romanına katarken, Reşat Nuri de romanın başkahramanını oluştururken 'Feride Polat' isimli gerçek bir kişiden esinlendi. Reşat Nuri'nin gözüyle Anadolu'yu gerçekçi bir şekilde gözlemleme şansı buluruz. Reşat Nuri, romanında daha önce edebiyatımızda sürekli olarak anlatılan İstanbul'un yerine Anadolu'yu mekan olarak seçerek İstanbul aydınının Anadolu'yu tanımasını amaçladı. Charlotte Bronte ise; farklı sınıflardan iki kişinin aşkını anlatarak romanın iç yüzünde sınıf farkını, toplumda yaşanan dini baskıyı, erkek üstünlüğünü gerçekçi bir şekilde anlatmayı seçti. Tıpkı Reşat Nuri gibi farklı açıdan da olsa, bir başka ilke imza atan romanlardandır ve kadın özgürlüğü, kadın haklarına sahip çıkan ilk romanlardan olarak kabul edilir Jane Eyre. Ancak Reşat Nuri Çalıkuşu romanını, realist bir temele oturturken, Jane Eyre her ne kadar sosyal mesajlar içerse de romantizmin etkisiyle oluşturulmuştur.

Reşat Nuri Güntekin bizlere Anadolu'yu anlatma çabası içinde bulunduğu için başkahramanı Feride'yi uzaklara göndermenin bir çaresi olarak başına umutsuz bir aşkı yükler. Öyke ki Feride sevdiği adam olan teyzesinin oğlu Kâmran tarafından tam da nişanlacakları gün aldatıldığını öğrenerek tek başına evi terk eder. Kendisini geçindirmek için öğretmenlik yapmak üzere Anadolu'ya gider. Daha sonrasında kahramının Anadolu'da başından geçen olayları adım adım izleriz.


Küçüklüğünde önce annesini daha sonra da babasını kaybeden Feride kimsesiz bir kız çocuğudur. Teyzeleri tarafından yatılı bir okula verilerek, hayatının çoğunu işte bu yatılı okulda geçirir. Jane karakteri de işte böyle bir şekilde romanda yer bulur. Tıpkı Feride gibi kimsesiz bir kız olan Jane Eyre, yatılı bir okulda büyüyecek; kendisini geçindirmek için öğretmenlik yapacaktır. Aşkları da benzerlik gösterir. Jane Eyre de tıpkı Feride gibi aşık olduğu Edward tarafından aldatıldığını öğrenir. Ancak iki hikaye de mutlu sona ulaşarak, her kötü şeyden sonra yüzümüzün gülebileceğini bize hatırlatıyor. Duygusallığı, hüznü, sonuna kadar hissettiren bu iki eser  iyi ki var.

        Her iki roman da yazıldıkları tarihten itibaren edebiyatta izlerini bırakmış, kendi alanlarında birer ilke imza atmış, bir çok kez sinemaya da uyarlanmış başarılı eserler. Zaman ve coğrafya farkına rağmen, yaşanabilecek bazı durumların ve duyguların ortaklığına dikkat çekerek, edebiyatın evrenselliğini ortaya çıkartıyorlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder